29 Haziran 2018 Cuma

umut


Umut vermek güzeldir.

Herkese sağlıklı ve mutlu günler dilerim.
Aşağıdaki yazıyı abonesi olduğum www.engelliler.biz forum sayfasında gördüm ve kendisinden müsaade isteyerek bloğumuzda paylaşıyorum.
Sevgili hasta yakınları,
Hiçbir şey umudunuzu yitirmenize sebep olmasın. Benim başımdan geçene çok benzeyen o kadar çok durum var ki. Tek fark bunları anlatabilecek bir imkânım olması.  
Ben sadece yaşadıklarımı yazdım. Yaklaşık yirmi beş bin okundu. Bana ulaşan yaklaşık üç yüz kişiye olabildiğince hızlı dönüş yaptım.
Amacım sadece hasta yakınlarının birazcık morali yüksek olarak sabırla beklemesi. Elbette her hastanın durumu çok farklı ancak sonuçta her durumda direnmek gerekiyor. İşte bu yazıyı okuyunca umudun hiç tükenmemesi gerektiğini tekrardan anlayacaksınız.
Benzer hikayeler gördüğümde yazanın müsaadesiyle sizlerle paylaşacağım.
Okuyun lütfen
 kopyala-yapıştır ile kelimesi kelimesine aktarıyorum.

Herkese Merhaba.
Annem bundan 3,5 ay önce kalp krizi geçirdi. Bekleme süresince ben de buradaki arkadaşlarımızın başlarından geçenleri satır satır okumuş ve umutlanmak için satır aralarında güzel cümleler aramıştım. Bu mesajı benim durumumda olan arkadaşlara bir umut olması dileğiyle yazıyorum.

Annem 61 yaşında. Uzun yıllardır panik atak hastası. Zaman zaman panik atak krizleri geçirirdi ve bu krizin belirtileri kalp krizine biraz benziyor (Göğüs ağrısı vs.) Mart ayında yine göğüs ağrısı ile uyanmış birkaç saat bu ağrıyı çekmiş, o an evde olan komşuları çok ısrar etmişler ve annemi bir polikliniğe götürmüşler. Annem polikliniğe girer girmez panik atak ağrısının tuttuğunu söylemiş, doktorlar da (nasıl oluyorsa) hiç araştırmadan iğne vurup ilaç yazıp göndermişler annemi. Annem ilaçları eczaneden aldıktan kısa süre sonra arabada (arabayı komşumuz kullanıyor) bayılmış. allahtan bayıldığı yer hastaneye 500 metre mesafede. hemen hastaneye çekmiş arabayı komşumuz.

hastanede 20 dakika kalbini çalıştırmakla uğramışlar en sonunda çalışmış ve hemen koşuyolu kalp hastanesine sevk edilmiş.
Buraya kadar hep miş'li geçmiş zaman eki kullandım çünkü bu olaylar olurken ben bir iş seyahati sebebiyle yurt dışındaydım ve haberim olduğunda anneme kalp masajı yapıyorlardı. Apart topar ilk uçakla istanbul'a döndüm. o seyahat ömrümün en zor seyahati idi.

Hemen ertesi sabah doktoru gördük ve bize anneme 2 stent takıldığını, tıkalı olan 2 damardan birini %100 açtıklarını, diğerine ise risk teşkil etmediği için dokunmadıklarını söyledi. Ancak kalbinin durduğundan çalışana kadar geçen 20 dakikalık sürede beyninin oksijensiz kaldığını, hasarın ne boyutta olduğunu bilmediklerini, ilke 24 ve 48 saatin çok önemli olduğunu ve beklemekten başka çaremiz olmadığını söylediler. ilk tomografinin temiz çıktığını ancak gerçek durumun olaydan 48 saat sonra çekilecek tomografide belli olacağını söylediler.

1 gün daha bekledik. ertesi gün doktor annemin hiçbir ağrılı uyarana cevap vermediğini, muhtemelen beyin ölümünün meydana geldiğini, bu saatten sonra benzer vakalarda kurtulma oranının her 100 hastada 1 hasta olduğunu söyledi. ne kadar yıkıldığımızı söylememe gerek yok sanırım.

bu arada devlet hastanelerinde doktorların ağzından laf almanın ve bir doktora ulaşmanın ne kadar zor olduğunu bilirsiniz. insan bu tip haberler aldıktan sonra bir umut güzel şeyler duymak için başka doktorlarla da konuşmak istiyor ama ne mümkün.

biz de kendi imkanlarımız ile bilgi almaya gayret ettik. o günün akşamı bir yakınımız tanıdığı bir doktora annemin durumunu anlattı, bu doktor da sağ olsun "doktorun dilinden doktor anlar" diyerek hastaneye telefon açıp yoğun bakım doktorundan annemin durumunu öğrendi.

bize söylediği şey şu oldu: "anneniz henüz 61 yaşında, glasgow skoru 7-8 arasında ve yattığı hastane koşuyolu kalp. bu skor normalde bıçak sırtıdır. annenizin için henüz üzülmeyin, yaşama ihtimali söz konusu. hatta aramızda kalsın ama bu yaşta bir hasta glascow 7 ile bu hastaneye girdiyse yürüyerek taburcu olur. doktorlar size mevcut durumu bir iki tık kötü anlatırlar, bir b doktor olarak ben de böyle yapıyorum ve bunu yapmakta haklıyız. ümitli olun"
bu güzel bilgiyi off the record olarak cuma günü akşamı almıştık (olaydan tam 2 gün sonra) ama insan yine de her şeyi kendi doktorundan duymak istiyor. pazartesi günü nöroloğa ulaştık. kendisi annemin bilincinin geldiğini ama solunum cihazından kurtulamadığını bu gidişle bir süre daha bekledikten sonra bir düzelme olmaz ise enfeksiyondan korunmak için annemin boğazını deleceklerini ve artık bakım hatası olacağını söyledi. hayatta olduğuna çok sevindik ve ümit etmeye devam ettik.

aradan geçen 4 gün boyunca her gün doktorları aynı şeyi söylediler. en son perşembe günü (yani kalp krizinden 1 hafta sonra) doktor bu saatten sonra solunumdan çıkmasını beklemiyoruz dedi.

her şey ertesi gün başladı.

saat 11'deki rutin yoğun bakım ziyaret saatinde, en kritik bölümdeki en kritik yatakta bakılan annemle ilgili bilgi almak üzere her zamanki gibi ilk sırada doktor odasına alındım (doktor bilgilendirmesi en kritikten en iyiye doğru yapılırdı ve ben hep ilk girerdim).

doktor "sanki teyzemiz nefes almaya ve takip etmeye başladı, lütfen içeride bol bol konuşun dedi". işte dünyaların benim olduğu an, bir mucize.
i
çeri girdiğimde anneme su içiriyorlardı. annem de çok susadığını söylüyordu, boğazına sokulan tüpün etkisiyle dili yara olmuş ve kurumuş. tabiiki nerede olduğunun farkında değildi. birkaç gün yoğun bakımda tedavisi devam etti ve 25.günün sonunda taburcu olduk. son 1 hafta serviste geçti. bilinci hala yerinde değildi annemin. ziyarete gelenler nasılsın diye sorunca "iyiyiz işte evde oturuyoruz" gibi cevaplar veriyordu. iştahı neredeyse sıfırdı.tüm ilaçlarını aç karnına vermek zorunda kaldık. bütün geçe halüsinasyonlar görüyoru tavana bakara birileriyle konuşuyordu. cevap gelmeyince bağırıyordu. bu halde doktor annemi taburcu etti.

1 hafta evde uykusuz ve sabahlayarak geçen günlerin ardından bir nörologa götürdük annemi. bu arada yataktan biz istedğimizde kalkamıyordu baş dönmesinden. ama tuvalete gitmek için kaltığında normal kalkabiliyordu. bu nedenle hastaneye taşırken çok çok zorlandık. ama gittiğimiz nörolog anneme koşuyolunda verilen kepra isimli ilacı kesti, bir baş dönmesi ilacı verdi ve bu tedavi bizim için milat oldu. annem artık istediği zaman kalkabiliyordu yerinden. 1 hafta sonra baş dönmesi ilacını kestik ve artık kalkıp oturmada hiçbir sorun yaşamamaya başladı.

ellerinde titreme vardı, bu da zaman içinde geçti. kendi çabasının etkisi çok büyük. telefonuyla vakit geçirmesini istedik ellerinin düzelmesi için. çok gayret etti, yemek yapmayı denedi titreyen ellerle. uğraştı gayret etti ve bugün ellerinde hiçbir titreme kalmadı.

çok uzattım farkındayım. bugün annem nasıl durumda diyecek olursanız binlerce kere şükrolsun ki artık yemeğini dahi yapabiliyor. tüm ihtiyaçlarını kendisi karşılayabiliyor. bayramda tatile bile gittik. sadece görmede biraz sorunları var. çift görüyor bazı şeyleri. bir de bilmediği yerlerde yönünü ve yaptıklarını şaşırabiliyor. ama şaşırdıktan sonra her şeyin farkına varıyor ve bir daha yapmıyor. karmaşık şeyleri toparlamakta zorluk çekiyor. ancak bunlar gündelik işlerine engel değil çok şükür ki.
Günde 8 tane ilaç açlıyor. bunların 6sını ömür boyunca alacak. Diger ikisi kalple ilgili degil ve bir sure sonra doktorun biraktirmasini bekliyoruz.

sizlere tavsiyem umudunuzu asla ve asla yitirmeyin. bol bol dua edin. bu süreçte inanın ya da inanmayın, ben duanın gücüne inanmaya başladım. devlet hastanesindeyseniz doktorların söylediğine pek aldırış etmeyin ve dışarıdan bilgi almaya çalışın.

Allah hepinizin hastalarına şifalar versin.
Konu expo_ tarafından değiştirilmiştir (25.06-2018 Saat 22:22 ).

Ahmet Murat Gencal
ahmetgencal@gmail.com

Sevgiyle kalın.
Bana ulaşmak isterseniz, hasta yakınlarının ve hastaların neler hissettiği sorarsanız ve biraz morale ihtiyacınız olursa bana mail ile ulaşabilirsiniz.
Bloğumu takip ederseniz sizlere tüm deneyimlerimi paylaşacağım. Ve eğer sosyal medya hesaplarınızda paylaşırsanız pek çok insana moral verebilir.
Herkese acil şifalar. Dilerim.
Gürkan



4 Mayıs 2018 Cuma

mutsuz son


Mutsuz son!

Babam öldüğünde yirmi üç yaşındaydım. Ölümün nasıl soğuk bir şey olduğunu elli yaşındaki babam öldüğünde tatmıştım. Şimdi kırk yedi yaşındayım ve hala acısı yüreğimde. Ve hala “baba” denildiğinde yanar içim. Babam benimle çok benzer bir sebepten ve günün teknolojisi o yıllarda olmadığından ve küçük yerde olmamızın getirdiği şanssızlıktan dolayı öldü.

Soğuk bir kış günü onu yatırdık. Acısı hemen hissedilmiyor. En başlarda sadece eksiklikten doğan şaşkınlığı oluyor. Birkaç gün sonra acı hissetmeye başlanıyor. Birkaç ay bu acı gittikçe büyüyor. İlk iki seneden sonra acı kısmen yerini hüzne bırakıyor.

Neticede yaşam devam ediyor ve alışıyorsunuz. Onsuz geçen sürelerde çeşitli iyi ya da kötü gelişmeler o acının boşluğunu dolduruyor. Öyle de olmak zorunda. İnsan yaşadığı tüm acıları biriktirirse yaşayamaz.

İnsanın en büyük erdemi ortama alışmak. Bu da kötü bir şey değil. Yani alıştığınızda ilk seferki acı kadar hissetmiyorsunuz. Hatırlandığında yürek cız ediyor ve daha kolay atlatıyorsunuz.

Dün gencecik kuzenimizi defnettik. Cenazedeydik. Henüz kırk beş yaşında ve anneydi. Hepimiz aşırı üzgündük. Biri yirmi bir , diğeri on bir yaşında iki oğlunu bırakıp gitti. Her cenaze sahibi gibi biraz kadere öfkelenecek, biraz üzülecek, kendini yalnız hissedecekler. Elbette çok zor günler geçirecekler. Elbette ki “ha” dediğinde unutulmayacak. Sonuçta anne artık yok.

Babam öldüğünde Çanakkale’de bir mezarlık vardı. Sonrasında gittiğim cenazelerde arkasındaki bir alanı da mezarlık yaptıklarını görmüştüm. Yıllar sonra şehir dışına bir mezarlık daha kurulmuştu. Çorak ağaçsız bomboş bir arazi. Dün gittiğimde orası da yetmemiş. Bambaşka bir yer daha ilave edilmiş. Oranın adına da “yeni mezarlık” deniyor. Düşündüğümüzde saçma geliyor. Mezarlığın yenisi mi olur? Oluyormuş. Kimler göçüp gidiyor. Unutulmamalı ki bunun sonu yok.

Bu sebeple hayatın akışında acıyı unutmadan yaşama devam etmek gerekiyor. Acı bir kenarda durmalı ama hayat da devam etmeli.

Hep moral verecek şeyler yazıyordum. Bu yazı biraz can sıkacak biliyorum. Hasta yakınlarından kötü haberler gelmeye başladı ve çok üzülüyorum.

Bu yazım ile başta Arda, Atakan ve Aydın olmak üzere tüm yakınını kaybedenlere baş sağlığı diliyorum. Taziyemi kabul ediniz.
Gürkan



10 Mart 2018 Cumartesi

refakatçi

Refakatçi – refakatçiler hakkında.

Uzun zamandır yazmıyordum.
Yazmama sebebim ise çok fazla yanlış anlaşılmaya sebebiyet vermemdi. Yazdıklarımın tamamını okumadan sadece bir kısmı ile benzeştirip yorum yazanlardı.

Hep anlattığım gibi tüm hastalıklar kaleydeskop gibidir. Hastanın yaşı, cinsiyeti, bulunduğu hastane, hastalığın oluş sebebi, geçmişi çok farklılıklar gösterir. Tek ortak nokta “yoğun bakımda olma”. Bu sebeple her hastanın durumu farklı ama en çok aranan konu “yoğun bakımda beyin hasarı”. Her hasta yakınına söylediğim cümle; ben doktor değilim, şifacı değilim kâhin hiç değilim. Sadece yaşadıklarımı anlatarak biraz moral vermeye çalışıyorum. Gelen sorulara da yaşadıklarımla benzeştirip ve sorup soruşturup cevap yazmaya çalışıyorum.

Facebook sayfamız ve blog yazılarım sayesinde yirmi bin okumadan fazla oldu. İki yüz elli kişiden fazla hasta yakınıyla temas kurduk. Bu temaslar esnasında sadece dertleştiklerimiz oldu. Yakınını kaybedip dertleşenler, tüm süreci yakinen bildirenler, yardım isteyenler oldu. Yazdıklarım sayesinde ulaşanlardan bir ağ kurduk ve ben benzer hasta yakınlarıyla irtibatlandırdıklarımız oldu. Çıkış yolu arayan kişilerin çaresizliğini bildiğimden oldukça hızlı cevap vermeye çalıştım.  Telefonla konuştuklarımız, bir yerde oturup dertleştiklerimiz ve telefonla arayanlar oldu. Bazılarını ziyaret ettim. Ziyaretine gittiğimiz hastalarla ve hasta yakınlarıyla arkadaş olduk. Ziyaretine gittiğim hastalar ile ilgili en önemli gözlemim şu oldu.

Refakatçi olmak.
Hastanız ne istediğini bilemez. Önemli olan sizin hastanın ne istediğini anlamanız. Bu sebeple refakatçinin hastayı yakın tanıyan bir kişi olmasına özen gösterin. Bir gün hala oğlu, bir gün teyze kızı gelsin de yanında dursun şeklinde hasta refakatçisi olunmaz. Hastanın olası iyileşme ya da kötüleşme süreci tek refakatçisinin gözlemi sayesinde yansıtılır. Doktor da hemşire de kontrole geldiğinde aynı kişiden bilgi almalıdır. Günlük gelen refakatçilerden kaçı hastanın aspirasyon ihtiyacı olduğunu anlayabilir? Sürekli kalan refakatçi her hareketi gözlediğinden hastadaki ihtiyacı anlar ve destek ister. Oysa günübirlik gelenler sadece hastanede yanında kalmış olmaktan başka fayda sağlayamaz.
Her gece yanında nöbetleşe kalan akrabalar bilin ki; “çok sevdiğinizden yaptığını düşündüğünüz bu görev aslında hasta için hiç de iyilik değil”.

Bir konu daha var. Fizyoterapistin yapmak için geldiği fizik tedavi öyle günde bir saat sürmez. Doktor gittikten sonra hastanıza aynı hareketleri tekrarlatmanız gerek. Sadece fizyoterapistin yaptıklarıyla iyi olacağını düşünmeyin. Gün içinde belli periyotlarla benzer hareketleri hastanıza yaptırın. Gücünüzün yettiğince uygulayın. Sadece yanında kalmakla refakatçi olunmaz.

Ben bu konuda çok şanslıydım. Eşim tüm süreçte tek gün dahi yanımdan ayrılmadı. Gerek yoğun bakım süresinde gerekse yoğun bakım sonrası tedavi süresince tek gün dahi yanımdan ayrılmadı. Yoğun bakımda kaldığım yaklaşık iki ay boyunca hastane koridorunda yattı kalktı. Ve sonrasında hastanede hep yanımdaydı. Hastanede hemşirelerin “siz eve gidin bir gün biz bakarız”, doktorumuzun zaman zaman “sen git işine gücüne bak, gece gelirsin” demesine rağmen gitmedi. Bir tek gün bile yılmadan, gocunmadan yanımda kaldı. Bütün fizik tedavi işlemlerini fizyoterapistimiz ayrıldıktan sonra uyguladı. Her derdimi anladı. Konuşamıyorken gözümden ne istediğimi anladı. Hangi gün hangi saatte ne yapılması gerektiğini öğrendiğinden olan biten her şeyi kontrol edebildi.
Beni mucize olarak görenler var. Elbette çok acılı bir süreçten çıktım ancak mucize ben değilim. Ben mucizenin kendisiysem bu mucizenin sahibi  @beyhanakman.
Sevgiyle kalın.

Bana ulaşmak isterseniz, hasta yakınlarının ve hastaların neler hissettiği sorarsanız ve biraz morale ihtiyacınız olursa bana mail ile ulaşabilirsiniz.
Bloğumu takip ederseniz sizlere tüm deneyimlerimi paylaşacağım. Ve eğer sosyal medya hesaplarınızda paylaşırsanız pek çok insana moral verebilir.
Herkese acil şifalar. Dilerim.
Gürkan




10 Kasım 2017 Cuma

10 kasım

1937 yılında başlayan amansız hastalık ve bundan tam 79 yıl önce bu gün ölüme götüren sonda son sözü “ALEYKÜMESSELAM” olan biri ölüm döşeğinde acaba neden “Beni Türk Hekimlerine Emanet Ediniz” dediğini düşündünüz mü?

Kimileri bu sözün güvenlik için olduğunu söyler, kimileri de milliyetçi yaklaşımla bize sadece Türk baksın gibi yorumlar.

Kişisel fikrim bu sözün asıl sebebinin Türk hekimlerine olan güvenden kaynaklandığıdır. Pek çok hekim bu sözden ilham alarak kendini geliştirmeyi başarmış ve iyi sonuçlar elde etmiştir.

Ben sayfamda sadece yaşadıklarımı ve hissettiklerimi paylaşıyorum. Sayfaya çok sayıda yorum geliyor. Elimden geldiği kadar hızla yanıt vermeye çalışıyorum.

Benden yardım isteyen o kadar çok ki. Elimden bir şey gelebilse keşke. Ben yardımcı olamam ki. Doktor değilim, şifacı değilim kâhin hiç değilim. Ne olacağını öngörüm yaşadıklarımla benzeşen şeyleri anlatmaktan öte bir şey değil. Biraz moral verebiliyorsam ve destek olabiliyorsam mutlu oluyorum. İnsanlığın dayanışmasının en zor günde olması gerektiğine inanıyorum.

Sayfamı tam okumadan yorum iletişime geçenler oluyor. Benim yaşadıklarımı yazdığım pek çok yazım oldu. Eğer sayfa yazılarını tamamen okuyan olursa zaten bana sorduğu sorunun cevabı bir yerlerde var. İnsanlara okumadıklarından falan kızmıyorum. Yanlış anlaşılmasın lütfen. Sadece bir yerlerde benzeşen bir durum yazmışımdır diyorum.

-Evet sizin detayda Paylaştıklarınızın hepsini iyce okudum orda cvb buldum sorularıma Teşekkürler.

diyen de çıkıyor

Gelen mesajlarda çokça sıkıntılı durum oluyor. Sonu hiç istemediğimiz yere giden hikayeler var. Çok da iyi haber geliyor. İyilerden mutlu oluyorum kötü olanlara hasta yakını kadar üzülüyorum. Ama bazen öyle şeyler geliyor ki;

C….. bilmemkim hocanın  bilmemne zikri yazmışlar.

Sevgili dostlar, İnanç ve itikat önemlidir elbette. Elbette inandığınız şekilde dua edeceksiniz. Bu bir iyi niyet enerjisi olarak hastanıza ulaşacaktır. Dualar elbette işi yarar da benim demek istediğim bilmemne zikri gibi saçmalıkların peşinden koşmayın. Beni bir mucize gibi görüp benden ya da yaşayan birinden medet ummayın.

Ben Atatürk’ün ölüm gününde sadece şunu söylemek istiyorum.

Sizlerim çaresi tıp bilimiyle alakalı doktorlardır. Ne benim ne de bir başka bilgisizin söylediklerini değil doktorların söyledikleri esastır.

Yani Gazi Mustafa Kemal paşanın dediği gibi “ hastanızı Türk hekimlerine emanet edin”

Bu vesileyle Atatürk’ün vefatını saygıyla anıyorum.

Gürkan 

Geçmiş olsun dileklerimle



2 Ekim 2017 Pazartesi

Bolca paylaşım dileğiyle - farkındalık

Yazılarımın arasında bir de bunu yapmak istedim.

Bir farkındalık yaratmak istiyorum.

Ben büyük bir hastalık geçirdim ve bu hastalığın sonunda öğrendim. Yaşadıklarımın biraz moral ve destek olması için blog yazmaya başladım. Sonucu elbette ki iyi oldu. Pek çok mesaj aldım.
Okuyanlar bana ulaştı ve bildiğim kadarıyla destek oldum, yönlendirdim. İçlerinde hüzünlü haber verenler de oldu, olumlu haber verenler de oldu. Kimi çok sevindirici kimi çok üzücü. Gelen mesajlara çok da üzülüyorum.

Yazdıklarımdan öğrendiğim iki şey var;
  • ·         Her hastalık farklı. Yaş, hastalığın oluş şekli, konumu, yaşanan sıkıntının niteliği, müdahale şekli, süresi, ve pek çok etken. Daha önce de yazdığım gibi kaleydoskop gibi en ufak bir kıpırdanma bile gördüğünüzü değiştiriyor.
  • ·         Hastalığın şekli ne olursa olsun hasta yakınlarının çaresizliği çok büyük. Ve o kadar çok  çaresiz insanlar var ki, emin olun herkesin derdi herkesinkinden büyük.

Aslında ben hem hastalıktan çıkanlar hem de müzmin hastalığı olan insanların tamamı için bir farkındalık yaratmaya çalışıyorum.

Hepimizin sahip olduğu akıllı telefonlarda zaten var olan yoksa bile benzerleri bolca bulunan sağlık aplikasyonlarını kullanın lütfen.

Eğer sağlıkçılar da kullanırsa hemen bu verilere bakarak uygun müdahaleyi seçecektir.
Örneğin ben kan sulandırıcı kullanıyorum, bir başkamız tansiyon hastası ya da bir şeye alerjisi var. Bunu bizler doldurursak ve sağlıkçılar da bakarsa müdahale oldukça sağlıklı olacaktır. Bu tavsiyemi bolca paylaşmanızı ve okuyan herkesin başkalarıyla da paylaşmasını diliyorum.

Sevgiyle kalın.

Bana ulaşmak isterseniz, hasta yakınlarının ve hastaların neler hissettiği sorarsanız ve biraz morale ihtiyacınız olursa bana mail ile ulaşabilirsiniz.
Bloğumu takip ederseniz sizlere tüm deneyimlerimi paylaşacağım. Ve eğer sosyal medya hesaplarınızda paylaşırsanız pek çok insana moral verebilir.
Herkese acil şifalar. Dilerim.
Gürkan

https://52dakika.blogspot.com.tr/
https://www.facebook.com/52dakika/







23 Eylül 2017 Cumartesi

rezalet

Aslında yazılarımda hiç böyle şeyler yazmak istemiyordum. Ancak kendimi çok kötü hissettiğimden tek sefere mahsus böyle bir yazım olsun istedim. Aslında bu bir haykırış.

Sağlık sisteminin ne kadar eksik ve karmaşıklıklarla dolu olduğunu hepimiz farkındayız. Randevu saatinin saçmalığından, ameliyata girecek hastaya “geç kendine bir yatak bul” denmesinden, hastanelerdeki tıbbi depoların kilidinin olmamasından ve bir sürü saçmalıktan herkesin haberi var. Yoksa da olur. Her hastaneye giden hasta ya da hasta yakının başına bunlar gelir. Hele de iyi bir gözlemciyseniz gözünüze diken gibi batar bunlar.

Benim söylemek  istediğim şeyse başka.

Sanatçıların egosu yüksek olur. Ve bu egoyla beslenirler. Onlar için yaptığı sanat çok insan tarafından anlaşılır ve sevilirse, alkışlanırsa bu egoyu yükseltir. Ve sanatçı daha fazla beslenir.

Bir sağlıkçının sanatı nedir?

Ne kadar hasta çabucak iyi olursa sağlıkçı çok daha fazla sevilir ve alkışlanır. Bu egosunun yükselmesine sebep olur ve düzgün beslenen her canlı gibi daha iyi sonuçlar çıkarır. Normalde olması gereken budur. Ve tıpla ilgilenen herkes bu hassasiyette olur. Eczacı, hasta bakıcı, ambulans şoförü, radyolog, fizyoterapisrt, doktor ve hemşireler bu şekilde beslenir ve daha hızlı ve daha verimli sonuçlar üretir. Kısacası sağlıkçının sanatı hastasıdır.

Normal olan buyken arada kendini bilmezler de oluyor.

Geçmişte bir yoğun bakım hemşiresinin ölmek üzere olan bir hastayla selfie çektiğini ve ölüme yakın biriyle nasıl dalga geçebildiğini görmüştük. Herkes çok kınamıştı 19 Ekim 2016 tarihinde İstanbul Haseki Eğitim Araştırma Hastanesinde gerçekleşen bu olaydan sonra hemşire açılan soruşturmayla görevden alındı sonra özür diledi. Eminim bu işi artık yapamıyordur. Ama “ ölüme ramak kala” diye not düşüp çok sanatsal bir iş yapmış gibi böbürlenen bu kişi şimdi aramızda. Anne babası ile yaşıyor ve mutludur. Ona yaptığı işi seçerken ne kadar kutsal olduğunu anlatamamış ve evde terbiye verememiş anne ve babasını kınıyorum ben.

Ardından, daha üzerinden bir yıl geçmeden başka ve daha kötü bir rezalet daha çıktı. Adapazarı’nda bir özel hastanede yoğun bakımdaki çaresiz bir insana sigara verip dalga geçen ve buna müsaade edip bir de video çeken diğerleri çıktı ortaya.

Şimdi ne olacak?

Eminim kınanacak, belki dava açılacak ve belki de meslekten men edilmeye kadar gidecek bu iş. Ardından ceza bile verilebilir. Büyük ihtimalle para cezası kesilip toplumdaki hayatlarına dönecekler.
Aslında burada asıl ceza kesilecek kişi çocuklarını bu kadar vicdansız, ahlaksız yetiştiren anne babalar olmalı. Yoğun bakıma girerken sigaraları, telefonları falan toplamak çözüm değil. İçeri giren hemşire eğlenmek isterse çaresiz hastanın fişini çeker ve yine eğlenir. Her şey o hemşirenin ya da hasta bakıcının terbiyesiyle ve vicdanıyla sınırlı.

Asıl eğitim ailede başlar derler ya. İnsan olmayı anne baba öğretir çünkü.

Sevgiyle kalın
Gürkan Akman




15 Eylül 2017 Cuma

Hastalık hayatımda neleri değiştirdi?

Hastalık hayatımda neleri değiştirdi?

Canım sıkılıyor işsizlikten.

Ben haftanın yedi günü ve günün 16 saati bir şeylerle meşgul olurdum eskiden. Her zaman aynı anda yürüttüğüm iki işim olurdu. Son zamanlarda bir de müzikle ilgili bir şeyler yapmaya başlamıştık. Ve saatlerim hiç boş geçmezdi. Hayatım boyunca bir altı ay ara verip tek ve iyi bir iş yapabilecek para kazanabilmek için didindim. Sadece altı ay hiçbir şey yapmadan geçinebileceğim bir para ayırabilmek umuduyla geçti günler. Bu yoğun stres ve koşuşturmaya vücut dayanamadı sonunda ve iki yıldır neredeyse hiçbir şey yapamıyorum. Eğitmenlik en sevdiğim işti. Hem insanlarla çalışıyor hem de tecrübelerimi paylaşarak sonsuz haz duyuyordum. Şimdi konuşmam düzgün olmadığından eğitim veremiyorum. Düzelecek ve ben yeniden işimi yapabileceğim bunu biliyorum. Ama yatmaktan çok sıkıldım.

Param yok.

Eskiden her hesabı  ödeyen ben, herkesin istediği şeyi daha istediğinin farkına varmamışken hediye eden ben, har vurup harman savunur ve günübirlik yaşayan ben şimdi en çok kazanamamayı öğrendim. Artık çok fazla bir şey almıyorum. Eskiden aldığım kıyafetleri giyiyor eski telefonumu kullanıyorum. Eskimemişler ki. Hepsi yeni ve hepsi sağlam. Yeniden para kazanmaya başladığımda da artık eskisi gibi olmayacağım.

Zevk aldıklarımdan uzak kaldım.

Sağ elimde kalan geçici sıkıntı gitar çalmama ve yazı yazmama engel oluyor. Bir sürü gitarım var hiç birisini çalamıyorum. Bir sürü kalemim var hiç birisini kullanamıyorum. Sağlamken ertelediğim pek çok şey artık olmuyor. Örneğin kullanmaya kıyamadığım kalemlerim artık kullanamadığım eziyet halinde bana bakıyor.

Daha düzenli bir ev hayatım oldu.

Şimdi eve gündüz gözüyle gidiyorum. Telefonum eskisi kadar çok çalmıyor. Evde daha çok vakit geçirebiliyorum. Ve eminim, düzenli bir işim olduğunda da eve gündüz gözüyle gideceğim.
Eminim ki hastalıklar eğer kalıcı sonuçlar bırakıyorsa herkesin hayatını değiştiriyordur.
Şeker hastasını hastalığını öğrendikten sonra baklava yiyememesi elbette can sıkıcı ama iyi yönü de var. Artık şeker tüketmiyor.

Ben hastalanınca çok ders çıkarttım kendime. Çok daha uysal ve çok daha az sinirli biri oldum. Artık trafikte çabuk celallenmiyorum. Hayatımda pek çok olumsuzluk oldu ve olmakta ama bir açıdan bakılırsa da beni kendime getirdi.
Umarım iyileşir çok daha iyi bir ben olabilirim.