4 Mayıs 2018 Cuma

mutsuz son


Mutsuz son!

Babam öldüğünde yirmi üç yaşındaydım. Ölümün nasıl soğuk bir şey olduğunu elli yaşındaki babam öldüğünde tatmıştım. Şimdi kırk yedi yaşındayım ve hala acısı yüreğimde. Ve hala “baba” denildiğinde yanar içim. Babam benimle çok benzer bir sebepten ve günün teknolojisi o yıllarda olmadığından ve küçük yerde olmamızın getirdiği şanssızlıktan dolayı öldü.

Soğuk bir kış günü onu yatırdık. Acısı hemen hissedilmiyor. En başlarda sadece eksiklikten doğan şaşkınlığı oluyor. Birkaç gün sonra acı hissetmeye başlanıyor. Birkaç ay bu acı gittikçe büyüyor. İlk iki seneden sonra acı kısmen yerini hüzne bırakıyor.

Neticede yaşam devam ediyor ve alışıyorsunuz. Onsuz geçen sürelerde çeşitli iyi ya da kötü gelişmeler o acının boşluğunu dolduruyor. Öyle de olmak zorunda. İnsan yaşadığı tüm acıları biriktirirse yaşayamaz.

İnsanın en büyük erdemi ortama alışmak. Bu da kötü bir şey değil. Yani alıştığınızda ilk seferki acı kadar hissetmiyorsunuz. Hatırlandığında yürek cız ediyor ve daha kolay atlatıyorsunuz.

Dün gencecik kuzenimizi defnettik. Cenazedeydik. Henüz kırk beş yaşında ve anneydi. Hepimiz aşırı üzgündük. Biri yirmi bir , diğeri on bir yaşında iki oğlunu bırakıp gitti. Her cenaze sahibi gibi biraz kadere öfkelenecek, biraz üzülecek, kendini yalnız hissedecekler. Elbette çok zor günler geçirecekler. Elbette ki “ha” dediğinde unutulmayacak. Sonuçta anne artık yok.

Babam öldüğünde Çanakkale’de bir mezarlık vardı. Sonrasında gittiğim cenazelerde arkasındaki bir alanı da mezarlık yaptıklarını görmüştüm. Yıllar sonra şehir dışına bir mezarlık daha kurulmuştu. Çorak ağaçsız bomboş bir arazi. Dün gittiğimde orası da yetmemiş. Bambaşka bir yer daha ilave edilmiş. Oranın adına da “yeni mezarlık” deniyor. Düşündüğümüzde saçma geliyor. Mezarlığın yenisi mi olur? Oluyormuş. Kimler göçüp gidiyor. Unutulmamalı ki bunun sonu yok.

Bu sebeple hayatın akışında acıyı unutmadan yaşama devam etmek gerekiyor. Acı bir kenarda durmalı ama hayat da devam etmeli.

Hep moral verecek şeyler yazıyordum. Bu yazı biraz can sıkacak biliyorum. Hasta yakınlarından kötü haberler gelmeye başladı ve çok üzülüyorum.

Bu yazım ile başta Arda, Atakan ve Aydın olmak üzere tüm yakınını kaybedenlere baş sağlığı diliyorum. Taziyemi kabul ediniz.
Gürkan



10 Mart 2018 Cumartesi

refakatçi

Refakatçi – refakatçiler hakkında.

Uzun zamandır yazmıyordum.
Yazmama sebebim ise çok fazla yanlış anlaşılmaya sebebiyet vermemdi. Yazdıklarımın tamamını okumadan sadece bir kısmı ile benzeştirip yorum yazanlardı.

Hep anlattığım gibi tüm hastalıklar kaleydeskop gibidir. Hastanın yaşı, cinsiyeti, bulunduğu hastane, hastalığın oluş sebebi, geçmişi çok farklılıklar gösterir. Tek ortak nokta “yoğun bakımda olma”. Bu sebeple her hastanın durumu farklı ama en çok aranan konu “yoğun bakımda beyin hasarı”. Her hasta yakınına söylediğim cümle; ben doktor değilim, şifacı değilim kâhin hiç değilim. Sadece yaşadıklarımı anlatarak biraz moral vermeye çalışıyorum. Gelen sorulara da yaşadıklarımla benzeştirip ve sorup soruşturup cevap yazmaya çalışıyorum.

Facebook sayfamız ve blog yazılarım sayesinde yirmi bin okumadan fazla oldu. İki yüz elli kişiden fazla hasta yakınıyla temas kurduk. Bu temaslar esnasında sadece dertleştiklerimiz oldu. Yakınını kaybedip dertleşenler, tüm süreci yakinen bildirenler, yardım isteyenler oldu. Yazdıklarım sayesinde ulaşanlardan bir ağ kurduk ve ben benzer hasta yakınlarıyla irtibatlandırdıklarımız oldu. Çıkış yolu arayan kişilerin çaresizliğini bildiğimden oldukça hızlı cevap vermeye çalıştım.  Telefonla konuştuklarımız, bir yerde oturup dertleştiklerimiz ve telefonla arayanlar oldu. Bazılarını ziyaret ettim. Ziyaretine gittiğimiz hastalarla ve hasta yakınlarıyla arkadaş olduk. Ziyaretine gittiğim hastalar ile ilgili en önemli gözlemim şu oldu.

Refakatçi olmak.
Hastanız ne istediğini bilemez. Önemli olan sizin hastanın ne istediğini anlamanız. Bu sebeple refakatçinin hastayı yakın tanıyan bir kişi olmasına özen gösterin. Bir gün hala oğlu, bir gün teyze kızı gelsin de yanında dursun şeklinde hasta refakatçisi olunmaz. Hastanın olası iyileşme ya da kötüleşme süreci tek refakatçisinin gözlemi sayesinde yansıtılır. Doktor da hemşire de kontrole geldiğinde aynı kişiden bilgi almalıdır. Günlük gelen refakatçilerden kaçı hastanın aspirasyon ihtiyacı olduğunu anlayabilir? Sürekli kalan refakatçi her hareketi gözlediğinden hastadaki ihtiyacı anlar ve destek ister. Oysa günübirlik gelenler sadece hastanede yanında kalmış olmaktan başka fayda sağlayamaz.
Her gece yanında nöbetleşe kalan akrabalar bilin ki; “çok sevdiğinizden yaptığını düşündüğünüz bu görev aslında hasta için hiç de iyilik değil”.

Bir konu daha var. Fizyoterapistin yapmak için geldiği fizik tedavi öyle günde bir saat sürmez. Doktor gittikten sonra hastanıza aynı hareketleri tekrarlatmanız gerek. Sadece fizyoterapistin yaptıklarıyla iyi olacağını düşünmeyin. Gün içinde belli periyotlarla benzer hareketleri hastanıza yaptırın. Gücünüzün yettiğince uygulayın. Sadece yanında kalmakla refakatçi olunmaz.

Ben bu konuda çok şanslıydım. Eşim tüm süreçte tek gün dahi yanımdan ayrılmadı. Gerek yoğun bakım süresinde gerekse yoğun bakım sonrası tedavi süresince tek gün dahi yanımdan ayrılmadı. Yoğun bakımda kaldığım yaklaşık iki ay boyunca hastane koridorunda yattı kalktı. Ve sonrasında hastanede hep yanımdaydı. Hastanede hemşirelerin “siz eve gidin bir gün biz bakarız”, doktorumuzun zaman zaman “sen git işine gücüne bak, gece gelirsin” demesine rağmen gitmedi. Bir tek gün bile yılmadan, gocunmadan yanımda kaldı. Bütün fizik tedavi işlemlerini fizyoterapistimiz ayrıldıktan sonra uyguladı. Her derdimi anladı. Konuşamıyorken gözümden ne istediğimi anladı. Hangi gün hangi saatte ne yapılması gerektiğini öğrendiğinden olan biten her şeyi kontrol edebildi.
Beni mucize olarak görenler var. Elbette çok acılı bir süreçten çıktım ancak mucize ben değilim. Ben mucizenin kendisiysem bu mucizenin sahibi  @beyhanakman.
Sevgiyle kalın.

Bana ulaşmak isterseniz, hasta yakınlarının ve hastaların neler hissettiği sorarsanız ve biraz morale ihtiyacınız olursa bana mail ile ulaşabilirsiniz.
Bloğumu takip ederseniz sizlere tüm deneyimlerimi paylaşacağım. Ve eğer sosyal medya hesaplarınızda paylaşırsanız pek çok insana moral verebilir.
Herkese acil şifalar. Dilerim.
Gürkan




10 Kasım 2017 Cuma

10 kasım

1937 yılında başlayan amansız hastalık ve bundan tam 79 yıl önce bu gün ölüme götüren sonda son sözü “ALEYKÜMESSELAM” olan biri ölüm döşeğinde acaba neden “Beni Türk Hekimlerine Emanet Ediniz” dediğini düşündünüz mü?

Kimileri bu sözün güvenlik için olduğunu söyler, kimileri de milliyetçi yaklaşımla bize sadece Türk baksın gibi yorumlar.

Kişisel fikrim bu sözün asıl sebebinin Türk hekimlerine olan güvenden kaynaklandığıdır. Pek çok hekim bu sözden ilham alarak kendini geliştirmeyi başarmış ve iyi sonuçlar elde etmiştir.

Ben sayfamda sadece yaşadıklarımı ve hissettiklerimi paylaşıyorum. Sayfaya çok sayıda yorum geliyor. Elimden geldiği kadar hızla yanıt vermeye çalışıyorum.

Benden yardım isteyen o kadar çok ki. Elimden bir şey gelebilse keşke. Ben yardımcı olamam ki. Doktor değilim, şifacı değilim kâhin hiç değilim. Ne olacağını öngörüm yaşadıklarımla benzeşen şeyleri anlatmaktan öte bir şey değil. Biraz moral verebiliyorsam ve destek olabiliyorsam mutlu oluyorum. İnsanlığın dayanışmasının en zor günde olması gerektiğine inanıyorum.

Sayfamı tam okumadan yorum iletişime geçenler oluyor. Benim yaşadıklarımı yazdığım pek çok yazım oldu. Eğer sayfa yazılarını tamamen okuyan olursa zaten bana sorduğu sorunun cevabı bir yerlerde var. İnsanlara okumadıklarından falan kızmıyorum. Yanlış anlaşılmasın lütfen. Sadece bir yerlerde benzeşen bir durum yazmışımdır diyorum.

-Evet sizin detayda Paylaştıklarınızın hepsini iyce okudum orda cvb buldum sorularıma Teşekkürler.

diyen de çıkıyor

Gelen mesajlarda çokça sıkıntılı durum oluyor. Sonu hiç istemediğimiz yere giden hikayeler var. Çok da iyi haber geliyor. İyilerden mutlu oluyorum kötü olanlara hasta yakını kadar üzülüyorum. Ama bazen öyle şeyler geliyor ki;

C….. bilmemkim hocanın  bilmemne zikri yazmışlar.

Sevgili dostlar, İnanç ve itikat önemlidir elbette. Elbette inandığınız şekilde dua edeceksiniz. Bu bir iyi niyet enerjisi olarak hastanıza ulaşacaktır. Dualar elbette işi yarar da benim demek istediğim bilmemne zikri gibi saçmalıkların peşinden koşmayın. Beni bir mucize gibi görüp benden ya da yaşayan birinden medet ummayın.

Ben Atatürk’ün ölüm gününde sadece şunu söylemek istiyorum.

Sizlerim çaresi tıp bilimiyle alakalı doktorlardır. Ne benim ne de bir başka bilgisizin söylediklerini değil doktorların söyledikleri esastır.

Yani Gazi Mustafa Kemal paşanın dediği gibi “ hastanızı Türk hekimlerine emanet edin”

Bu vesileyle Atatürk’ün vefatını saygıyla anıyorum.

Gürkan 

Geçmiş olsun dileklerimle



2 Ekim 2017 Pazartesi

Bolca paylaşım dileğiyle - farkındalık

Yazılarımın arasında bir de bunu yapmak istedim.

Bir farkındalık yaratmak istiyorum.

Ben büyük bir hastalık geçirdim ve bu hastalığın sonunda öğrendim. Yaşadıklarımın biraz moral ve destek olması için blog yazmaya başladım. Sonucu elbette ki iyi oldu. Pek çok mesaj aldım.
Okuyanlar bana ulaştı ve bildiğim kadarıyla destek oldum, yönlendirdim. İçlerinde hüzünlü haber verenler de oldu, olumlu haber verenler de oldu. Kimi çok sevindirici kimi çok üzücü. Gelen mesajlara çok da üzülüyorum.

Yazdıklarımdan öğrendiğim iki şey var;
  • ·         Her hastalık farklı. Yaş, hastalığın oluş şekli, konumu, yaşanan sıkıntının niteliği, müdahale şekli, süresi, ve pek çok etken. Daha önce de yazdığım gibi kaleydoskop gibi en ufak bir kıpırdanma bile gördüğünüzü değiştiriyor.
  • ·         Hastalığın şekli ne olursa olsun hasta yakınlarının çaresizliği çok büyük. Ve o kadar çok  çaresiz insanlar var ki, emin olun herkesin derdi herkesinkinden büyük.

Aslında ben hem hastalıktan çıkanlar hem de müzmin hastalığı olan insanların tamamı için bir farkındalık yaratmaya çalışıyorum.

Hepimizin sahip olduğu akıllı telefonlarda zaten var olan yoksa bile benzerleri bolca bulunan sağlık aplikasyonlarını kullanın lütfen.

Eğer sağlıkçılar da kullanırsa hemen bu verilere bakarak uygun müdahaleyi seçecektir.
Örneğin ben kan sulandırıcı kullanıyorum, bir başkamız tansiyon hastası ya da bir şeye alerjisi var. Bunu bizler doldurursak ve sağlıkçılar da bakarsa müdahale oldukça sağlıklı olacaktır. Bu tavsiyemi bolca paylaşmanızı ve okuyan herkesin başkalarıyla da paylaşmasını diliyorum.

Sevgiyle kalın.

Bana ulaşmak isterseniz, hasta yakınlarının ve hastaların neler hissettiği sorarsanız ve biraz morale ihtiyacınız olursa bana mail ile ulaşabilirsiniz.
Bloğumu takip ederseniz sizlere tüm deneyimlerimi paylaşacağım. Ve eğer sosyal medya hesaplarınızda paylaşırsanız pek çok insana moral verebilir.
Herkese acil şifalar. Dilerim.
Gürkan

https://52dakika.blogspot.com.tr/
https://www.facebook.com/52dakika/







23 Eylül 2017 Cumartesi

rezalet

Aslında yazılarımda hiç böyle şeyler yazmak istemiyordum. Ancak kendimi çok kötü hissettiğimden tek sefere mahsus böyle bir yazım olsun istedim. Aslında bu bir haykırış.

Sağlık sisteminin ne kadar eksik ve karmaşıklıklarla dolu olduğunu hepimiz farkındayız. Randevu saatinin saçmalığından, ameliyata girecek hastaya “geç kendine bir yatak bul” denmesinden, hastanelerdeki tıbbi depoların kilidinin olmamasından ve bir sürü saçmalıktan herkesin haberi var. Yoksa da olur. Her hastaneye giden hasta ya da hasta yakının başına bunlar gelir. Hele de iyi bir gözlemciyseniz gözünüze diken gibi batar bunlar.

Benim söylemek  istediğim şeyse başka.

Sanatçıların egosu yüksek olur. Ve bu egoyla beslenirler. Onlar için yaptığı sanat çok insan tarafından anlaşılır ve sevilirse, alkışlanırsa bu egoyu yükseltir. Ve sanatçı daha fazla beslenir.

Bir sağlıkçının sanatı nedir?

Ne kadar hasta çabucak iyi olursa sağlıkçı çok daha fazla sevilir ve alkışlanır. Bu egosunun yükselmesine sebep olur ve düzgün beslenen her canlı gibi daha iyi sonuçlar çıkarır. Normalde olması gereken budur. Ve tıpla ilgilenen herkes bu hassasiyette olur. Eczacı, hasta bakıcı, ambulans şoförü, radyolog, fizyoterapisrt, doktor ve hemşireler bu şekilde beslenir ve daha hızlı ve daha verimli sonuçlar üretir. Kısacası sağlıkçının sanatı hastasıdır.

Normal olan buyken arada kendini bilmezler de oluyor.

Geçmişte bir yoğun bakım hemşiresinin ölmek üzere olan bir hastayla selfie çektiğini ve ölüme yakın biriyle nasıl dalga geçebildiğini görmüştük. Herkes çok kınamıştı 19 Ekim 2016 tarihinde İstanbul Haseki Eğitim Araştırma Hastanesinde gerçekleşen bu olaydan sonra hemşire açılan soruşturmayla görevden alındı sonra özür diledi. Eminim bu işi artık yapamıyordur. Ama “ ölüme ramak kala” diye not düşüp çok sanatsal bir iş yapmış gibi böbürlenen bu kişi şimdi aramızda. Anne babası ile yaşıyor ve mutludur. Ona yaptığı işi seçerken ne kadar kutsal olduğunu anlatamamış ve evde terbiye verememiş anne ve babasını kınıyorum ben.

Ardından, daha üzerinden bir yıl geçmeden başka ve daha kötü bir rezalet daha çıktı. Adapazarı’nda bir özel hastanede yoğun bakımdaki çaresiz bir insana sigara verip dalga geçen ve buna müsaade edip bir de video çeken diğerleri çıktı ortaya.

Şimdi ne olacak?

Eminim kınanacak, belki dava açılacak ve belki de meslekten men edilmeye kadar gidecek bu iş. Ardından ceza bile verilebilir. Büyük ihtimalle para cezası kesilip toplumdaki hayatlarına dönecekler.
Aslında burada asıl ceza kesilecek kişi çocuklarını bu kadar vicdansız, ahlaksız yetiştiren anne babalar olmalı. Yoğun bakıma girerken sigaraları, telefonları falan toplamak çözüm değil. İçeri giren hemşire eğlenmek isterse çaresiz hastanın fişini çeker ve yine eğlenir. Her şey o hemşirenin ya da hasta bakıcının terbiyesiyle ve vicdanıyla sınırlı.

Asıl eğitim ailede başlar derler ya. İnsan olmayı anne baba öğretir çünkü.

Sevgiyle kalın
Gürkan Akman




15 Eylül 2017 Cuma

Hastalık hayatımda neleri değiştirdi?

Hastalık hayatımda neleri değiştirdi?

Canım sıkılıyor işsizlikten.

Ben haftanın yedi günü ve günün 16 saati bir şeylerle meşgul olurdum eskiden. Her zaman aynı anda yürüttüğüm iki işim olurdu. Son zamanlarda bir de müzikle ilgili bir şeyler yapmaya başlamıştık. Ve saatlerim hiç boş geçmezdi. Hayatım boyunca bir altı ay ara verip tek ve iyi bir iş yapabilecek para kazanabilmek için didindim. Sadece altı ay hiçbir şey yapmadan geçinebileceğim bir para ayırabilmek umuduyla geçti günler. Bu yoğun stres ve koşuşturmaya vücut dayanamadı sonunda ve iki yıldır neredeyse hiçbir şey yapamıyorum. Eğitmenlik en sevdiğim işti. Hem insanlarla çalışıyor hem de tecrübelerimi paylaşarak sonsuz haz duyuyordum. Şimdi konuşmam düzgün olmadığından eğitim veremiyorum. Düzelecek ve ben yeniden işimi yapabileceğim bunu biliyorum. Ama yatmaktan çok sıkıldım.

Param yok.

Eskiden her hesabı  ödeyen ben, herkesin istediği şeyi daha istediğinin farkına varmamışken hediye eden ben, har vurup harman savunur ve günübirlik yaşayan ben şimdi en çok kazanamamayı öğrendim. Artık çok fazla bir şey almıyorum. Eskiden aldığım kıyafetleri giyiyor eski telefonumu kullanıyorum. Eskimemişler ki. Hepsi yeni ve hepsi sağlam. Yeniden para kazanmaya başladığımda da artık eskisi gibi olmayacağım.

Zevk aldıklarımdan uzak kaldım.

Sağ elimde kalan geçici sıkıntı gitar çalmama ve yazı yazmama engel oluyor. Bir sürü gitarım var hiç birisini çalamıyorum. Bir sürü kalemim var hiç birisini kullanamıyorum. Sağlamken ertelediğim pek çok şey artık olmuyor. Örneğin kullanmaya kıyamadığım kalemlerim artık kullanamadığım eziyet halinde bana bakıyor.

Daha düzenli bir ev hayatım oldu.

Şimdi eve gündüz gözüyle gidiyorum. Telefonum eskisi kadar çok çalmıyor. Evde daha çok vakit geçirebiliyorum. Ve eminim, düzenli bir işim olduğunda da eve gündüz gözüyle gideceğim.
Eminim ki hastalıklar eğer kalıcı sonuçlar bırakıyorsa herkesin hayatını değiştiriyordur.
Şeker hastasını hastalığını öğrendikten sonra baklava yiyememesi elbette can sıkıcı ama iyi yönü de var. Artık şeker tüketmiyor.

Ben hastalanınca çok ders çıkarttım kendime. Çok daha uysal ve çok daha az sinirli biri oldum. Artık trafikte çabuk celallenmiyorum. Hayatımda pek çok olumsuzluk oldu ve olmakta ama bir açıdan bakılırsa da beni kendime getirdi.
Umarım iyileşir çok daha iyi bir ben olabilirim.

12 Eylül 2017 Salı

şans

Şans.

Hastalıkta herkesin durumu farklı. Daha önce de yazdığım gibi herkesin başından geçen hikâye değişik. Kaleydoskop gibi ufacık bir değişken hemen her şeyi değiştirebiliyor.  

Gelen mektuplardan o kadar değişik hikâyeler var ki. Kimisi trafik kazası, kimisi boğulma kimisi kalp krizi. Herkes farklı bir şekilde hastalanmış ama ortak olan bir şey var ki durum aynı. Her yazan benden iyi bir şey söylememi istiyor. Ancak ben ne doktorum ne şifacı ne de kâhin. Sadece biraz moral vermeye ve imkânsızın aslında imkânsız olmadığını anlatmaya çalışıyorum. Bazen telefonda bazen hastane ziyaretinde bazen e posta ile insanlara başımdan geçenleri anlatıp biraz olsun moral vermeye çalışıyorum. Hepsi bu.

Genelde beyin hasarı ile ilgili sorular geliyor ama şu unutulmamalı ki beyin tedavisi en zor hatta mümkün olmayan bir organ.

Ben şanslıydım. Hastalığın şansı mı olur derseniz oluyormuş. Tabi karikatürdeki gibi değil.
Benim büyük şansım genç ve inatçı bir doktorun önünde kalbimin durması. Hemen dişlerim kırılarak oksijen verilmiş. Bu sayede beyin hasarı aza indirilmiş. Elli iki dakika kalp masajından sonra yeniden hayata dönmüşüm ve yoğun bakım ve hastane süreci başlamış.

Bir büyük şansım da iyi bir hastanede, gayet iyi bakılmış bir yoğun bakım süreci. Başlarda çok iyi şeyler söylenmese de benim inadım ve doktorların gayretiyle işler iyiye doğru gitmiş.
Sonrasında müthiş şanslı bir şekilde kendimi Balat hastanesinde bulmuşum. Bu da büyük bir şans. Orada Sema hanımın bilgi ve deneyimleriyle, hasta bakıcı ve hemşire arkadaşlarımızın gayretiyle sıkı bir tedavi uygulanmış.

Ve Nihat. Büyük şanslı olduğumu düşündüğüm şeylerden biri de Nihat’la tanışmak. Her sabah iki saat benimle uğraşmasaydı ve sadece fizik tedavi yerine psikoloğum gibi beni motive etmeseydi şu anda ne yürüyor ne konuşabiliyor olurdum.

Dostlar da büyük şans benim için. İsimlerini buralardan yazmasam da kendilerini bilirler muhakkak. Her günümde yanımda olanlar benim büyük şansımdı.

Ve şansın en büyüğü canım eşim, Dünyalar güzeli kızlarım ve sevgili kardeşim. Benim en büyük şansım onların sevgisi.

Onlar sizsiz kalmamak için uğraşırken siz onları sizsiz bırakmamak ve bir an önce iyi olup onlara kavuşabilmek için uğraşıyorsunuz.

Sevgiyle kalın.
Bana ulaşmak isterseniz, hasta yakınlarının ve hastaların neler hissettiği sorarsanız ve biraz morale ihtiyacınız olursa bana mail ile ulaşabilirsiniz.
Bloğumu takip ederseniz sizlere tüm deneyimlerimi paylaşacağım. Ve eğer sosyal medya hesaplarınızda paylaşırsanız pek çok insana moral verebilir.
Herkese acil şifalar. Dilerim.
Gürkan

https://52dakika.blogspot.com.tr/
https://www.facebook.com/52dakika/