17 Temmuz 2017 Pazartesi

Yoğun bakımda hissettiklerim-2

Yoğun bakımda hissettiklerim-2
Aspirasyon ne çok canımı acıtıyordu ama?
Bu öyle acayip bir şey ki, uyutulduğunda hissetmiyorsun ama bilincin açıksa ve hissetmeye başladıysan durum fena. Boğazından içeri çubuk sokuyorlar resmen.
İyi bir şey olduğuna şüphe yok. Bu kadar gerekli bir şey olmasa elbette yapmazlar. Yapan için kolay bir şey. Ve hasta için gerekli bir yöntem tabi ki.
Balgamı çekiyorlar. Fark ediyorsun içinden bir şey çıktığını. Sanırım fark ediliyorlar ihtiyaç olduğu ve gelip yapıyorlardı. Uyuyor musun, uyanık mısın hiç önemi yoktu onlar için. Uyandırıp yapıyorlardı. Bazen gözümü açıp görüyordum. Uyurken bununla ilgili saçma sapan rüyalar görmüştüm. Ve her rüyanın ardından mı yoksa her aspirasyondan sonra uyumaya çalıştığımdan mı bilinmez, rüyama girer olmuştu. Ben bu işlemin yoğun bakımdayken çok acıdığını hissediyordum. Sonrasında gittiğim hastanede kendim istiyordum. Alıştığımdan mı yoksa hemşirelerin elinin hafifliğinden mi bilinmez, çağırıyordum el kol hareketi ile. “ gelin beni temizleyin ” der gibi bir şeyler işaret etmeye çalıştığımı hatırlıyorum.
Yoğun bakımda hissedilen acılardan biri de yatağımın temizlenmesi esnasında, sağ sola çevrilirken kolumun ya da başımın bir yerlere sıkıştırılmasıydı. Hasta bakıcı seni evirip çeviriyor. Çarşaf değişirken yerinden kalkamadığın için seni önce sola sonra sağa çeviriyorlar ve altındaki çarşafı değiştiriyorlar. Bu esnada kolumun üstüne yatıyordum. Canım acıyordu haliyle. Birde hiç dikkat etmediklerinden  kolum yatağın tutunma koluna sıkışıyordu bazen. Bir şey diyemediğim için sadece gözümü sıkıp bekliyordum. Bir an önce bitsin derken terliyordum. Sonra yüzümü ıslak mendil benzeri bir şeyle siliyorlardı. O koku ne acayip bir koku ama.
Bir de bacaklarım kaskatı olduğundan yatmak yoruyordu. Ne olup bittiğini anlamadığım için farkında olmamıştım daha. Son günlerde fizik tedaviye başlanmıştı sözüm ona. Bir fizik tedavi uzmanı gelip ayaklarıma elektroterapi cihazı bağlamaya başlamıştı. Sonrasında bayağı haşır neşir olacağım bu cihazla tanışmıştım. Hiçbir işe yaramıyordu bence. Ama fizyoterapist geldiğinde benimle ilgilenildiğini hissediyordum. İyi geliyordu. Başımda beklemese bile birilerinin rutin bakım saatleri dışında gelmesi iyi geliyordu. Aslında yoğun bakımda yatarken atel takılmalıymış. Bunu hiçbir doktor son birkaç güne kadar eşime söylemediğinden, biraz gecikmiştik. Fizyoterapi ile biraz geç tanışmıştım. İlerleyen zamanda bunun ne kadar önemli ve acı veren bir süreç olduğunu anlatmaya çalışacağım.
Uyandığımda gördüğüm şey, tam karşımdaki dolaplardı. Duvarın tamamını kaplayan bir dolap görüyordum.  Dolabın sonunda bir lavabo ve dezenfektan vardı. Tam önümde hasta bakıcı ve hemşireler el yıkıyordu. Su her açıldığında kalkıp su içesim vardı. Kalkabilecekmişim, hadi kalktım diyelim su içebilecekmişim gibi J. Su sesi iyi geliyordu.
Eski Türk filmlerinde görmeye alıştığımız çeşme başı muhabbetleri oluyordu. Duyuyordum, kim kiminle ne yapmış falan. Hiç anlamadığımızı düşünerek gayet rahattı hasta bakıcılar. Gelip çeşme başında konuşuyorlardı. “Falanca bey filanca hanımla çıkıyormuş” , “öbürkü berikinin tavuğuna kışt demiş”,” ne olacak bu memleketin hali”, Anlayacağınız her türlü dedikodu.
Aslında, eğleniyordum yarım aklımla. Önümde insanlar konuşunca iki hareketli insan görmek moral veriyordu. Ama şu manevi acılar yok mu? Kötüydü.
Sağ tarafımda oldukça yaşlı bir amca yatıyordu. Belli ki uzun zamandır orada yatıyor. Gelip geçenler sesleniyordu ***** amca falan diye. Onu gördüğümde, burada böyle mi kalacağım diye soruyordum kendi kendime. Öyle bir ihtimal vardı elbette. Sol yanımdaki yataksa her uyandığımda değişiyordu. Bu hastanın ölümünü gösteriyordu. Düşünsenize; uyanmışsın sol yanında bir adam var, uyuyup tekrar uyanmışsın yatak boş, Yine uyuyup uyanmışsın, Bir kadın yatıyor, Bir daha uyuyup uyandığında bakmışsın o da yok. Hasta bakıcılar için normal tabi. Kim bilir her gün kaç ölü geçiyor ellerinden. Ama yatanın bunu hissetmesi çok kötü bir durum.
Ve ameliyattan yeni çıkıp yoğun bakıma gelenler. Uyanmaya başladıklarında acı çekmeye başlıyorlar ve seslerini duyuyorsun haliyle. Acı çeken insan sesini duymak  çok kötüymüş. Ve yoğun bakımda yattığını bilen ve bir an önce oradan çıkmak istediği için sürekli bağıran bir insan vardı. “Çıkartın beni buradan” diye bağırıyordu sürekli. Küfür ediyordu bağıra bağıra. Bu durum canımı çok sıkıyordu ama elimden bir şey gelmiyordu. Uyumaya çalışıyordum. Hemen çıkarılmasını dilemekten başka bir şey gelmiyordu elimden.
Doktorların toplaşarak geldiğinde sabah saati olduğunu anlıyordum. Birkaç doktor başımda benim dosyama bakarak bir şeyler söylüyorlardı. Sonrasında doktorların günde iki keş geldiğini fark ettim. Nöbet değişimlerinde biri, diğerine durumumu anlatıyordu. Tıbbi dilde konuştuklarından anlamıyordum neler dediklerini. Başımdaki insanlar birbirlerine güzel bir şey söylediğin de gülümsüyorlardı. Bu iyi bir şey demek ki. Ben bunu algılar olmuştum. Bir an önce çıkıp gitmek istiyordum. “Hadi iyi bir şeyler söyleyin” dercesine yalvarıyordum sanki onlara. 
Tam hatırlamadığım bir zamanda bir hasta bakıcı “ Yarın sizi çıkartıyoruz” dedi. Ben yarını bilmediğimden bekleyebiliyordum sadece.
” Eee hadi yarın olsun”.
Yok gelmedi o yarın. Beni MR çekmek için bir yerlere götürdüler. MR makinası arızalıymış geri getirdiler. O vakit bu işlerin hastanede bile sorumsuzca işlediğini düşündüm. “ Ya arkadaş beni götürmeden önce bi kontrol etsenize”.
Sanırım bir gün daha geçti ve beni başka bir odaya götürdüler. Yatağımla birlikte. Bir sürü tıbbi cihazımla. O zaman anladım ki yarın denilen zaman çok yaklaştı.
Bir sonraki yazımda sizlere yoğun bakımdan çıkış maceramı anlatacağım.  Macera diyorum çünkü geçekten maceraydı.
Bana ulaşmak isterseniz, hasta yakınlarının ve hastaların neler hissettiği sorarsanız ve biraz morale ihtiyacınız olursa bana mail ile ulaşabilirsiniz.
Bloğumu takip ederseniz sizlere tüm deneyimlerimi paylaşacağım. Ve eğer sosyal medya hesaplarınızda paylaşırsanız pek çok insana moral verebilir.
Herkese acil şifalar. Dilerim.
Gürkan




12 Temmuz 2017 Çarşamba

Yoğun bakımda hissettiklerim.-1

Yoğun bakımda hissettiklerim.-1
24 Ekim 2015, Bu tarih benim ölüm günüm. Bildiğiniz ölmüşüm ve yediden kalbim çalıştırılmış. Sonrasında hayata tutunma gayretim olmuş. Buradan itibaren yaklaşık iki üç ay yok bende. Süreci anlatılanlardan dinledim. Ama yoğun bakımdaki son iki, üç günümü hatırlayabiliyorum. Gözlerimi ilk aştığımda birkaç hasta bakıcı çarşafları değiştiriyordu.
-  N’oluyo, dedim kendi kendime. Burası neresi?
Sonradan anlamaya başladım. Etrafımda bir sürü hasta bakıcı kıyafetli insan, bir sürü hemşire, bir olumsuzluk olduğunu anlamıştım. Belli ki bir sebepten buradayım. Etrafımdaki tıbbi cihazlar ve ortam, hiç de alışkın olduğum şeyler değildi. Algılamaya çalıştım. Evet burada sadece ben yoktum. O vakit burası bir hastane, hatta daha da kötüsü. Bir yoğun bakım.
Fark ettiğimde kendimi sorgulamaya çalıştım. Ne işim vardı burada? Hiçbir şey hatırlayamıyordum. Ve en kötüsü hareket edemiyordum. Ben ki, son derece aktif ben, bir yatağa bağlı yatıyordum. Hem çok korktum, hem çok üzüldüm hem de oldukça anlamsızdı her şey.
Uyutulma ilaçlarım kesilmişti. Ben yarı uyur yarı uyanıktım. Etrafımdaki olup biteni algılamaya çalışıyordum. Hasta bakıcılar vardı etrafımda. Onların konuşmalarını algılıyordum. Genelde kendi aralarında konuşuyorlar, şakalaşıyorlardı. Onların gözüyle biz gayet normaldi. Herhangi bir hasta. Biz onların profesyonel işiydik yani. Yanıma biri geldiğinde seviniyordum. Ellerimi çözdüklerinde istemsizce salladığım için kızıyorlardı. Sağ kolum zaten hiç yoktu. Ve bacaklarım. Hiç hareket ettiremiyordum. Bazen benim anlamadığımı düşünerek “ oynatma kolunu, bağlarım” gibi şeyler söylüyorlardı. Bir süre sonra çözdüler. İstemsiz hareket ettirmeme rağmen kızmaz olmuşlardı. Kendiliğimden uyuyordum ve anlamsız rüyalar görüyordum. Uyandığımda sol tarafımdaki hasta değişmiş oluyordu. Belli ki ex. Bu durum moralimi çok bozuyordu. Düşünsenize, bir yatakta yatıyorsunuz ve her uyandığınızda yanınızdaki yatakta yatan hasta ölmüş. Aralarında konuşuyorlardı hasta hakkında. Ve çarşafların değiştirilmesinden anlıyordum komşumun öldüğünü. Sağ yanımda aşırı yaşlı bir hasta vardı. Anladığım kadarıyla çok uzun zamandır orada. Hasta bakıcılar tanıyordu onu. Sık sık sohbet ediyorlardı. Anlamadığını düşünüyorlardı, ama belki de anlıyordu benim gibi.
- **** amca günaydın,
 falan gibi şeyler. Ama eminim ki sizi duyuyorsa ve cevap vermek istiyorsa, sizlere neler söyleyecektir, kim bilir?
Bana da günaydın diyorlardı. Ben gözlerimi açıp kapayıp cevap verebiliyormuşum. Belli ki bir bakım saati var. O zaman anlıyordum Bir günün sabahı olduğunu. Ne zaman, ne gün ne de saat kavramım yoktu. Uyandırıldığımda, ne kadar zamandır yattığımı bilmiyordum. Işıklar hiç kapanmıyordu ve sürekli insanlar vardı önümden geçen. Bu yüzden doktor, hemşire başıma geldiğinde sabah olduğunu anlayabiliyordum. Bir de hasta bakıcılar yatak temizliği için geldiğinde. Belli ki o saat gelmişti. Mutlu oluyordum. Bunun dışında çeşitli zamanlarda yanıma geldiklerinde bir sıkıntı olduğunu anlıyordum. Başucumdaki alette çeşitli değişikler olduğunu düşünüyordum. Hasta bakıcılar geldiğinde beni evirip çevirip çarşafımı değiştiriyorlardı. Bu biraz iyi geliyordu. Hem ilgilenildiğimi hissediyordum hem de biraz özgürleşiyordum sanki. Biraz hava geçiyordu altımdan. Ve beni yan çevirdikleri zamanlar mutluydum.
Hasta bakıcıların önümde durup muhabbet etmesi, dedikodu yapması, şakalaşması oldukça sinirimi bozan bir durumdu.” Bana ne kardeşim sizin nereye, kiminle gittiğinizden. “ demek istiyordum ama sesim çıkmıyordu. Konuşacaksanız gidin koridorun sonunda konuşun. Ben sizi anlıyorum. Elimden gelse bağırıp bir yaygara çıkaracaktım ama mümkün değildi elbette. İyi davranın hastaya, o sizi anlıyor. Eminim ki benden başkaları da ayılmıştır ve anlıyordur. Hastaya biraz anlayış gösterin. Ve temizlik yapanlar. İnanın Ahmet Kaya’dan soğudum. Ya arkadaşım, o telefonlarınızın hoparlöründen bangır bangır şarkı çalmak nedir. Her temizliğe gelenler aynı şarkıları mı dinlerler. Ya da aynı kişiler mi geliyor sürekli. Bıkmıştım. Saygıları yoktu yoğun bakımdaki hasta bakıcıların. Özel izinle kızım en sevdiğim şarkıların yüklendiği mp3 çalar bir cihaz getirmiş. Ve eşimin ricasıyla- ve müzikten anlayan bir hemşirenin gayretiyle- başucuma koymuşlar. Benim duyabileceğim kadar kısık bir sesle ben “hasta Siempre” dinlerken, temizlik yapan kadınlardan biri kapatıp cep telefonundan arabesk açıyor. Bu olacak şey değil.
Yoğun bakımda en çok moral bozan şeylerden biri de ameliyattan yeni çıkan hastaların acı sesleri. Tabi ki bunun için bir şey yapılamaz ama bu da bilinci açık olan hastanın canını çok sıkar bir durum. Çığlıklar, hastanın da motivasyonunu çok bozuyor.
Şu aspirasyon olayı. Çok canım yanıyordu. Özellikle uyurken uyandırılıp yapıldığında çok acıtıyordu. Sürekli uyuduğumdan mıdır bilinmez, her seferinde beni uyandırıp aspire ediyorlardı. Hem sersemliyordum hem de acı çekiyordum. Bununla ilgili hem halüsinasyon görüyordum hem de rüyalarıma giriyordu. Bu kadar mı canım acır. Aspirasyon, bilinci açık insan için oldukça sıkıntılı. Hem canı acıyor hem de çaresizliğini hissettiriyor. Düşünsenize, birileri vücudunuza bir hortum sokuşturuyor. Bunu fark edip bir şey yapamamak çok büyük sıkıntı.
Sıkıntı büyüktü tabi ki. Yatarken terliyordum örneğin. Halimi önümden geçen bir hasta bakıcı görürse ve hemşireye haber verirse şanslıydım Yoksa kendimi belli etmek için başka yollara başvurmak zorundaydım. Hasta olmadan önce verdiğim eğitim ve seminerlerde kullandığım toplar vardı. Şöyle süngerden küçük bir top. Üstünde gülümseme emojisi olanlardan. Onlardan getirmiş eşim bana. Elimde tutmam için. Topu fırlatıyordum. Geri getirdiklerinde halimi anlarlarsa terimi soğutmaya ya da o anki sıkıntım neyse gidermeye çalışıyorlardı. Anlamadılarsa azarlıyorlardı ve topu elime tutuşturuyorlardı. “bir derdim var kardeşim, anlasanıza”. Ve trokestomi kanülüne takılan oksijen çubuğunu çıkarmayı öğretmiştim kendime. Onu çıkartıyordum. Hem hemşire yanıma gelene kadar yüzüme hava geliyordu hem de beni fark ediyorlardı. Bu hayati tehlike yaratsa da başka çarem yoktu. Hemşire azarlıyordu. “ Şeref bey, çıkarmayın ölürsünüz”.
 “Bana ne ben ölümden dönmüşüm anlasana halimi”.
Bir de ön adımla hitap ediyorlardı bana. Ben ön adımla sokakta seslenseler dönüp bakmam. Benim adım Gürkan. Benim başımda sohbet ederlerken şeref bey denmesi hiç hoşuma gitmiyordu. Ben bir ön adım olduğunu ilkokulda öğrenmiştim. İş hayatında da çok gerektiğinde Ş. Gürkan yazıp geçiyordum. Niye ısrarla bana bu ismimle hitap edersiniz ki? Eğer  kullandığım adımla seslenselerdi İnanın ben tepki vermeye daha önce başlardım.
Yoğun bakım ile ilgili daha çok şeyler yazacağım. Takipte kalın.

Bana ulaşmak isterseniz, hasta yakınlarının ve hastaların neler hissettiği sorarsanız ve biraz morale ihtiyacınız olursa bana mail ile ulaşabilirsiniz.
Bloğumu takip ederseniz sizlere tüm deneyimlerimi paylaşacağım. Ve eğer sosyal medya hesaplarınızda paylaşırsanız pek çok insana moral verebilir.
Herkese acil şifalar. Dilerim.
Gürkan


11 Temmuz 2017 Salı

Bilinci kapalı hasta ne zaman uyanır?

Bilinci kapalı hasta ne zaman uyanır?

Bilincin kapaması beyne oksijen gitmemesinden olur ve buna koma da denir. Beş duyunun kapanması hali, Bir ağrılı uyarana tepki vermemesi hali, çoğu zaman ölüm olarak algılanır. Ve hastanın hala kalbi atıyorsa, bitkisel hayat durumu gerçekleşir.
Bu durumdaki hastanın uyanması çok zor olsa da birçok kez bazı duyuların tek tek geri gelmiş örnekleri var elbette.
Bazen, benim başıma gelen durum gibi bilinç açılıyor ve her duyu geri gelebiliyormuş.
Hatta fazlası bileJ
Ben hastalanmadan önce koku alamazdım ve kokuları ayırt edemezdim. Örneğin, bu geri geldi. Şu anda kokuları ayırt edebiliyorum.
Bunun tııbbi açıklamaları elbette tüm hasta yakınlarının internette kolayca ulaşabileceği örnekler ve hekimlerin söyledikleriyle öğrenilebilir. Ben sizlere kendimden örnek vermek istiyorum.
Hafıza kaybım, hasta olduğum gün ile sınırlı. O gün, ne yaptığımı, nereye gittiğimi, neyi nasıl yaptığımı hiç hatırlamıyorum ve geri gelmedi. O günü benimle geçirenlerden öğrendiklerimle kısıtlı. Sonrasında uzun bir yoğun bakım süresi var. Ve ben uyandırıldıktan iki ya da üç gün sonrasını hatırlıyorum. İki ya da üç gün boyunca tepkiler vermişim ve bu benim iyileşmeye başladığımı göstermiş. Ancak tepkilerim kontrollü değilmiş, hatta doktorlar bunların refleks olduğunu söylemişler. Bu duruma eşim refleks olmadığını söylüyordu ve ben onun yanıma geldiği zamanları hayal meyal hatırlıyorum. Yoğun bakımda neler hissettiğimi önceki yazılarımda paylaşmıştım. Bunun üstüne daha da etraflıca  yazmaya çalışacağım.
Bilincim uyandırıldıktan sonra geri gelmeye başlamıştı ve ben ne olduğunu sorguluyordum kısa kısa. Bir hastanede olduğum belliydi ama ben niye orada olduğumu inanın hiç bilmiyordum. Sonrasında bir hasta nakil ambulansı ile bir yerlere taşındım. Ve ilk acıyı orada hissettim. Gittiğimiz hastane trokestomi takılı olduğundan beni almak istemiyordu. Bunu algılıyor ama ses dahi çıkaramıyordum. Sonrasında bir başka hastaneye gittik ve ben orada olup biteni anladım. Yani diyeceğim şu ki, “ hasta uyanabiliyormuş”.
Yoğun bakımda hissettiklerimi ve hastanede yaşadıklarımı uzun uzun anlatacağım.
Bana ulaşmak isterseniz, hasta yakınlarının ve hastaların neler hissettiği sorarsanız ve biraz morale ihtiyacınız olursa bana mail ile ulaşabilirsiniz.
Bloğumu takip ederseniz sizlere tüm deneyimlerimi paylaşacağım. Ve eğer sosyal medya hesaplarınızda paylaşırsanız pek çok insana moral verebilir.
Herkese acil şifalar. Dilerim.
Gürkan



10 Temmuz 2017 Pazartesi

Yoğun bakımda hipotermi?

Hipotermi?
Yoğun bakımda hipotermi?
Hipotermi, iki duruma deniyor. Bunlardan birisi donma sonucu vücut ısısının düşmesi. Bu doğal bir durum. Çeşitli sebeplerle dağcılar ya da soğuk suya düşenler ve aşırı soğukta kalan canlılarda gerçekleşiyor.
Bunun dışında beyin faaliyetlerinin  durmaması için, yani bayin ölümü ya da hasarı gerçekştirilmemesi içim doktorlar tarafından kontrollü olarak dondurulmasına da kısaca hipotermi deniliyor. Ancak bunun tıptaki adı terapötik hipotermi.
Bunu kalp krizi geçiren hastalara veya çeşitli sebeplerle beyne oksijen gitmemesi durumundaki hastalara uyguluyorlar. Sonuç genelde pozitif oluyor ve bu sayede hasta iyileştiğinde beyin hücreleri ölmediği için her hangi bir eksiklik olmadan veya hafıza kaybı yaşamadan geri geliyor.
Hipotermi durumu bizler için çok acayip gibi görülse de uygulayanlar için çok normal bir durum. Ben iyileşmeye başladıktan sonra tekrar Siyami Ersek Hastanesine gittiğimde, muayene için tesadüfen benim hastaneye götürüldüğümde benim dondurulma işlemimi yapan doktorla tanıştı. Çok normal bir iş yaptığı öz güveninden belliydi. “ Sizi ben dondurmuştum, hatırladım” dediğinde çok şaşırmıştım. Çok kendinden emin doktorumuza buradan selam gönderiyorum.
Bu durumuna ait benzer vakalara ait linkleri aşağıya yerleştirdim. Ve bir tıp dergisinin dosyası da linklerde mevcut. Eğer sıkılmadan okursanız orada bu durum ile ilgili çok detaylı bilgiler var.
Bana ulaşmak isterseniz, hasta yakınlarının ve hastaların neler hissettiği sorarsanız ve biraz morale ihtiyacınız olursa bana mail ile ulaşabilirsiniz.
Bloğumu takip ederseniz sizlere tüm deneyimlerimi paylaşacağım. Ve eğer sosyal medya hesaplarınızda paylaşırsanız pek çok insana moral verebilir.
Herkese acil şifalar. Dilerim.
Gürkan

https://files.acrobat.com/a/preview/f9835371-5c06-4509-afea-ebc81c95b8f9

https://www.slideshare.net/SULEAKIN/teraptik-hipotermi-36500191

7 Temmuz 2017 Cuma

Kalp durması sonucunda bilinç kaybı?

Kalp durması sonucunda bilinç kaybı?

Kalp durduğunda bilinç kaybı olmaz. Bilinç beyinle alakalı bir şey. Kalp tüm vücuda ve beyne kan pompalayan bir organ. Eğer kalp durduğunda beyne oksijen gitmezse beyinde oluşacak hücre ölümleri yüzünden, yani beyinde oluşacak hasar yüzünden bilinç kaybı da tıpkı felç gibi başımıza gelebilir. Ayrıca, unutulmamalıdır ki bilinç kaybı sadece kalp durması yüzünden olmaz. Beyin kanaması, beyin tümörü, havale gibi farklı hastalıklar da bilinç kaybı ya da felce sebep olabilir. Kalp durması neticesinde tüm organlara, ve beyne oksijen gitmez. Bu hücrelerin oksijensiz kalmasına ve hücrelerin hızla etkilenmesine sebep olur.
Bu durum geçici olabileceği gibi, kalıcı sonuçlara da sebep olabilir. Diğer yazılarımda yazmış olduğum gibi, bilincin açılması ile hücreler yenilenmeye başlar ve tedavi mümkün hale gelir. Bilinç kaybı bazen çok uzun sürebilecek ve hatta geri gelmeyecek sorunlara da sebep olabilir.
Eğer hasta olup bitenin farkındaysa ve iyileşmeye azimliyse düzelmesi mümkündür. Ben daha öncesinde de yazdığım gibi, uyandırıldıktan birkaç gün sonra olup bitenin farkına varmıştım. Eşimin ve kızlarımın gayretiyle yaşadığım sıkıntıyı fark etmiştim. Bunun üzerine bilincim açıldıktan bir süre sonra iyileşmeye başlamışım. Tabi ki bilinç kaybından hemen sonra her şey birden iyileşmeyecek. Tüm hastaların ve hasta yakınlarının bunu bilmesi ve davranışlarını ayarlaması gerekiyor.
Hasta yakınlarına söylüyorum;
-Hastanız, tüm alışkanlıklarının dışında bir sinir sahibi olacak,
-Hastanıza, eski günlere hemen dönmesini söylemek doğru olmaz. Çünkü hastanız da beklenmedik bir durumla karşı karşıya.
-Bilinç kaybı doktorların geri getirebileceği bir şey değil. Bunun öyle bir iğneyle falan geri düzelemiyor. Zamanla ancak geri geliyor. ( Benim bir arkadaşım, uyandığında karısına ilk sevgilisin adıyla seslenmiş.)
-Bilinç kaybından dolayı her şey geri gelse bile, bazı zamanlar geri gelemiyor. Ben hasta olduğum günü hiç hatırlayamıyorum. Ve o gün yaptıklarım tamamen kontrolüm dışında şeylermiş. Bunu, hastalandığım günü benimle yaşayanların anlattıklarıyla öğrendim. Bu bende bir gün ama bazı hastalarda kayıp bir zaman dahi olamıyormuş. İnternette yaşadıklarının belirli bir kısmını unutan çok örneği var.
Hastalara söylüyorum;
-Hastalığınızdan dolayı yakınlarınız size daha iyi davranıyorlar. Bu sizi hem şımartmamalı hem de öfkelendirmemeli. Bilin ki onlar sizi çok seviyor, sizin iyiliğiniz için uğraşıyor.
- Her şeyin geri gelmeme ihtimali var. Örneğin ben sağ elimin parmaklarını geri getiremedim. Bu yüzden, çok sevdiğin gitarımı çalamıyorum. Dolma kalemlerimi kullanamıyorum. Bu duruma kendinizi alıştırmanız gerek.
-Hiçbir zaman vaz geçmeyin. Direnmeye devam.

Bana ulaşmak isterseniz, hasta yakınlarının ve hastaların neler hissettiği sorarsanız ve biraz morale ihtiyacınız olursa bana mail ile ulaşabilirsiniz.
Bloğumu takip ederseniz sizlere tüm deneyimlerimi paylaşacağım. Ve eğer sosyal medya hesaplarınızda paylaşırsanız pek çok insana moral verebilir.
Herkese acil şifalar. Dilerim.
Gürkan



4 Temmuz 2017 Salı

Felçli hasta ne zaman yürür?

Sağ taraf felç iyileşir mi?,Felçli hasta ne zaman yürür?
Felç beyindeki hücrelerin işlevsiz kalması ile, yani sonradan oluşan bir durummuş. Durummuş diyorum çünkü ben de hastalandıktan sonra bu durumu araştırdım. İnsan, başına gelmeden hayatta böyle bir durumun olacağını hiç düşünmeden yaşıyormuş.
Beyindeki hücreler ölünce, diğer hücreler ölü hücrelerin etrafını sararak o hücreyi etkisiz hale getirirmiş. Bunun bir diğer anlatım da, ölen hücrenin etrafındaki hücreler toplaşarak bu durumun üstesinden gelmeye çalışıyormuş. Yeniden öğrenerek işlevsiz kalan hücrelerin yerine yepyeni bir süreç başlıyormuş. Örneğin; yürümeyle alakalı hücre felç geçirdiyse ve hasta artık yürüyemiyorsa, o hücrenin yerine geçen yeni hücreler tıpkı bir bebek beyninde olduğu gibi yürümeyi en baştan öğreniyormuş.
Felç iyileştirebilen bir durum. Bunun için iyi bir fizyoterapist, iyi bir plan ve zaman gerekiyor. Ama ön önemlisi hastanın kendi inadı. Önce, hastamız bu durumu kabul etmeli ve iyileşebileceğine inanmalı. Sonrasında zaten her şey öğreniliyor. Bazı şeyler- yutkunmak, duyduklarını algılamak, su içmek, iç organların çalışması- zaten çalışmadan geri gelebiliyor. Eğer geri gelmesi mümkün değilse zaten bazı tıbbi destek üniteleri ile destekleniyor. Ancak hareket etme, konuşma gibi felç varsa bunların tedavisi mümkün. Nöroloğunuzun ve fizik tedavi uzmanınızın desteğiyle bunlar yeniden öğretiliyor.
Bende öyle oldu. Bir taraftan konuşmaya başladım, bir taraftan yürümeye. Tabi ki çok zor ve acı veren bir süreç. Ancak ben hastanın gayreti ile bunların aşılabileceğini gördüm. Bizzat canlı örneğiyim. Bu süreçle ilgili tecrübelerim hakkında bilgi almak isterseniz bana mail atın çekinmeden.
Bana ulaşmak isterseniz, hasta yakınlarının ve hastaların neler hissettiği sorarsanız ve biraz morale ihtiyacınız olursa bana mail ile ulaşabilirsiniz.
Bloğumu takip ederseniz sizlere tüm deneyimlerimi paylaşacağım. Ve eğer sosyal medya hesaplarınızda paylaşırsanız pek çok insana moral verebilir.
Herkese acil şifalar. Dilerim.
Gürkan




30 Haziran 2017 Cuma

Felç iyileşir mi?

Felç iyileşir mi?
Felç, beyine giden kanda bir aksama mey­dana gelmesinden birkaç saniye veya birkaç dakika sonra meydana çıkan birçok bozuklu­ğun yaygın adıdır. Beyne kan gitmemesi durumunda beyin hücrelerinin bir kısmı ölür. Ölen hücrenin hangi fonksiyonu yönettiği bölge ise – örneğin yürüme, konuşma, görme ya da bazı kas hareketleri- etkilenir. Ölen hücrenin etrafındaki hücreler o bölgeyi sararak hemen işlevi yerine getirmek zorundadır, ancak o hücrelerin ölen hücrenin işlevini getirebilmesi için yeniden öğrenmesi gerekir. Bu ancak hastanın iradesi ve bir doktorun yardımıyla olur.
Felç, çok ciddi bir hastalık olup bir hekim tarafından hemen tedavi uygulamaları yapılmalıdır. Felcin çeşidine göre ve doktorunuzun planına göre uygulanacak bir tedavi yöntemi belirlenmeli ve hiç vakit kaybetmeden başlanmalıdır.
Felç tedavisi doğru, inançlı ve programlı uygulanırsa elbette tedavisi mümkün. Ben size burada kendi yaşadıklarımı anlatacağım. Pek çok hastaneden ve hatta internetten küçük bir soruşturma ile herkesin bulması mümkün.
Kalbim durduğunda beyne oksijen ulaşmadığından, bütün organlarım durmuş ve çeşitli destek üniteleri ile desteklenmişti. Sonra teker teker destekten çıkartılarak yeniden çalışmıştı. Bu kısım her yoğun bakımda uygulanan bir durum. Ancak beyin için herhangi bir destek yapılamadığından bunun tek çözümü yeniden öğrenmek. Ve çileli bir durum.
Uyandığımda nefes almayı, su içmeyi unutmuştum. Beynin bazı bölümleri yani yaşamsal işlevleri kendi kendine öğrenirken bazı bölümleri ise çocukluk süresinde itibaren geçilen aşamalar ile öğrenir. Yaşamsal olanlar, kalbin atması, Böbreklerin çalışması, ciğerlerin çalışması gibi yaşamsal fonksiyonlardır. Dediğim gibi bunlar yoğun bakımda desteklenebilecek şeyler. Bunun dışında yürüme, konuşma, ortam algılama, konuşma gibi şeyler çocukluğumuzda itibaren anne babamızın bizlere öğrettiği şeylerdir. Felç geçiren hastanın da yeni doğmuş bir bebek gibi bunları yeniden öğrenmesi gerekmektedir.
Tam da böyle oldu, nefes alma kendi kendine geri gelirken yürüme ancak öğretilince geri geldi. Bir taraftan gördüğüm fizik tedavi süresinde önce kaslarımın normal hale getirildi, sonra yürüme öğretildi. Sağ kolum hiç yoktu adeta. Kolumu kaldıramıyordum ve sol elimle sağ kolumun yerini değiştirebiliyordum ancak. Bir taraftan konuşmayı yeniden öğrendim. Bir taraftan önce oturtuldum. Sonrasında yürümeyi öğrendim. İlk başta ayağa bile kalkamıyordum. Ayağa kalkıp ilk adımı atarken hem korkuyor hem de acı çekiyordum. Zorlu bir fizik tedavi sürecinden sonra yürümeyi başardım. Canım acıya acıya, sağ kolum da kıpırdatıldı. Şimdi yüzebiliyorum bile. Sağ elimin parmaklarında ve konuşmamda hala sorun var .Ama bu bile yetiyor bana. Ve yeniden tedaviye başlıyorum. Tms tedavisini deneyeceğim. Doktorum iyi gelebileceğini ve konuşmamdaki aksaklığın ve sağ elimdeki sıkıntının giderileceğini söylüyor. Zorlu bir süreç yeniden başlıyor sanırım.
Ben tüm hastaların kendine inanması gerektiğini ve dirençli olması gerektiğini düşünüyorum. Yani hasta, önce iyi olacağına inanmalı.
Bana ulaşmak isterseniz, hasta yakınlarının ve hastaların neler hissettiği sorarsanız ve biraz morale ihtiyacınız olursa bana mail ile ulaşabilirsiniz.
Bloğumu takip ederseniz sizlere tüm deneyimlerimi paylaşacağım. Ve eğer sosyal medya hesaplarınızda paylaşırsanız pek çok insana moral verebilir.
Herkese acil şifalar. Dilerim.
Gürkan