24 Haziran 2017 Cumartesi

Kalbi durup tekrar hayata dönenler.

Kalbi durup tekrar hayata dönenler.

En çok aranan sorulardan biri bu.
Ve en başta ben.
 bloğumdan yaşadıklarımı paylaşıyorum  ve paylaşacağım.
Amacım hasta yakınlarına biraz moral kazandırmak. Sevdiklerimin ve beni sevenlerin başımda beklerken neleri merak ettiğini, benim bilincim açılmaya başladığından sonra neler hissetmeye başladığımı yazmak niyetindeyim. Uyanan hastalar yoğun bakımda kaldığı süre zarfında olup biteni duyuyorlar ve bu onların oldukça moralini bozuyor. Bu yüzden hasta yakınlarına neler hissettiğimi anlatmak istiyorum. Ki hastalarına nasıl davranmaları gerektiğini birazcık anlayabilsinler.

Evet araştırmalarıma göre kalbi durup yeniden hayata dönen ve beyin hasarı yok ya da çok az kalan hastalar şöyle;

1.      
Iğdır’da yaşanan bu olay,  benimki gibi acil serviste oluyor. Kendisine mutlu bir yaşam diliyorum.

Esra gibi genç bir kardeşimizin de kalbi kendi kendine çalışmış. Ama sanırım hasar kalmış. Acil şifalar diliyorum.

Bucadan Zihni bey de şanslıymış ve doktorların azmi sayesinde geri dönmüş. Kendisine mutlu bir yaşam diliyorum.

Fatoş hanımın da şansı hemen müdahale edilmesi. Kendisine de mutlu bir yaşam diliyorum.

10-15 dakika içinde geri gelenler var, Prosedüre göre 45 dakika uğraşılıyormuş. Geri dönenlerin ve döndürmeyi başaranların başarısı çok büyük elbette ama ben bu durumun Biraz şans biraz da insanın kendin gelen motivasyonu olduğuna inanıyorum.

Bana ulaşmak isterseniz, hasta yakınlarının ve hastaların neler hissettiği sorarsanız ve biraz morale ihtiyacınız olursa bana mail ile ulaşabilirsiniz.
Bloğumu takip ederseniz sizlere tüm deneyimlerimi paylaşacağım. Ve eğer sosyal medya hesaplarınızda paylaşırsanız pek çok insana moral verebilir.
Herkese acil şifalar. Dilerim.
Gürkan





23 Haziran 2017 Cuma

Kalp durması beyin hasarı?

Kalp durması beyin hasarı?
Tıp;
Kalp durmasının beyin üzerideki etkisi ( serebral hipoksi )
Kalp durduktan sonra 10-15 saniye içinde bilinç kaybolur. EEG trasesi (Elektroensefalografi - Beyin elektrosu) 4 saniye içinde değişir ve 20-30 saniye sonra düz çizgi halini alır. Beyin dokusunda PO2 ( Oksijen basınca ) 1 dakika içinde sıfıra iner. Hipoksik beyin hasarının esas nedeni kapillerlerdeki hasarın beyin ödemine ( şişme ) yol açmasıdır. Total serebral hipoksiden önce beyin glukoz düzeyinin yüksek olması, dolaşım durması sırasında gelişen hiperglisemiye eklenerek nörolojik hasarı artırabilir. Serebral hipoksinin diğer belirtileri, zorlu ve trakeal çekilme ile karaekterize solunum, terleme, ateş yükselmesi, pupil dilatasyonu ve nistagmustur. Ayrıca huzursuzluk, kasılma ve adelelerde seğirmeler, derin koma, taşikardi ve nihayet ölüm olur.

Dese de  inanın hemen oksijen verilebilirse bu oluyormuş. Deneyimledim. Diğer yazılarımda yazdığım gibi benim en büyük şansım bu durumun bir hastanede başıma gelmesi. Kalp durduğunda bir şekilde kalp masajı yapılır ve aynı anda oksijen verilirse bu mümkün.
Ha sorun kalmıyor mu?
Yaşanan oksijensiz geçen süre içinde elbette beynin bazı hücreleri ölüyor ancak bu hücrelerin fizik tedavi ile yenilenmesi mümkünmüş.
Aslında ölen hücreler sizin bir şeyleri unutmanızı sağlıyor. Yani görme, duyma gibi bir hücre değilse yani unutulabilen bir durumsa geri gelmesi mümkün.
Kendimden biliyorum. Yoğun bakımdan çıktığımda yatağın bir tarafına dönmeyi bile unutmuştum. Su içmeyi, oturmayı, yürümeyi, yemek yemeyi inanın her şeyi.
Oksijen tüpünden söküldüğümde nefes almay bile unutmuştum. Önce nefesten başladım sanırım. Sonrasında teker teker geri kazandım. Bunların hepsini teker teker bana öğreten http://www.orahayim.com hastanesine tekrar tekrar teşekkür ederim.
İlerde yazacağım, hastanede yatarken su içmeyi hayal ettim ve ilk isteğim su içmeyi öğrenmekti. Şu anda okuyana komik gelebilir ama inanın hastaneden bir an önce çıkıp Kadıköy’de bir kafede su içebilmeyi görüyordum rüyamda. O sırada eşim çay kaşığı ile dudaklarıma su sürüyordu sadece. İlerleyen zamanda bardaktan ya da pipetle su içmeyi de denettiler ancak her defasında bir yudum suyu dahi çıkartıyordum. Su içme alışkanlığımın geri gelmesi taburcu olduktan birkaç gün sonra evde deneye deneye geri geldi.
Ağrılı ve acılı geçen fizik tedaviden – yani ayak ve kollarımın esnek hale gelmesinden hemen sonra- yürümeyi öğrendim. Hastanede arada bir beni yürütmeye çalışıyorlardı ancak sadece adım atmaya ve ayakta durmayı öğretebilmişlerdi sadece. Sonrasın eve gelen fizyoterapistim sevgili Nihat Dağ sayesinde yeniden yürümeyi öğrendim. Evin koridorunda düz bir çizgide önce ileri sonra geri, sonra aynı hareketleri gözler kapalı deneyerek geri kazandım. Bu arada bir taraftan yemek yemeği bir taraftan kişisel ihtiyaçlarımı gidermeyi yeniden öğrenmeye başladım.
Bilmiyorum mucizemi dersiniz ama TC kimlik numarama kadar her şeyi hatırladım.
Demem şu ki; beyin hasarı atlatabilir durum. Öğrenmeye istekli ve bu durumu aşmaya gayretli olursanız.
Sözün özü;  Bora Ulukapı gibi bir hekim sayesinde hayata döndüm ve Sema Targut ve Nihat Dağ  sayesinde yaşama yeniden sarıldım.
Bana ulaşmak isterseniz, hasta yakınlarının ve hastaların neler hissettiği sorarsanız ve biraz morale ihtiyacınız olursa bana mail ile ulaşabilirsiniz.
Bloğumu takip ederseniz sizlere tüm deneyimlerimi paylaşacağım. Ve eğer sosyal medya hesaplarınızda paylaşırsanız pek çok insana moral verebilir.
Herkese acil şifalar. Dilerim.
Gürkan Akman




21 Haziran 2017 Çarşamba

Kalbi duran insan ne kadar yaşar?
Kalp durması beyin hasarı?
Kalbi durup tekrar hayata dönenler.
Kalp durduktan kaç dakika sonra beyin ölümü gerçekleşir?
Yoğun bakımda hasta acı çeker mi ?
Yoğun bakımda yatan hasta neden uyutulur?
Trakeostomi ne zaman çıkarılır?
Sağ taraf felç iyileşir mi?
Felçli hasta ne zaman yürür.
Kalp durması sonucunda bilinç kaybı?
Yoğun bakımda hipotermi?
Bilinci kapalı hasta ne zaman uyanır?

 Bu soruların hepsi tüm hastaların ve tüm hasta yakınlarının çok fazla aradığı sorular biliyorum. Benim hastalığım süresince yakınlarımın en çok merak ettiği sorular bunlar.
Yazdıklarımın tamamı sadece benim deneyimlerime dayanmaktadır. Tabi ki Doktorlarımız en iyisini biliyor. Ancak ben 52 dakika sonra yaşamayı başarmışım, başka bir deyişe yaşama döndürülmüşüm.

Kalbi duran insan ne kadar yaşar?
Bunun tıbbi açıklaması elbette var ancak tıp diyor ki, bir insanın kalbini durması başka bir şey, beyinin durması başka bir şey. Kalbin durması sonucu yasal CPR süresi sadece 45 dakika ile sınırlandırılmış olsa da beyne oksijen gitmemesi yüzünden hastanın beyin ölümü gerçekleşiyormuş ya da büyük kalıcı hasatlar oluşabiliyormuş. Google araştırmalarıma Türkiye’de bir 52 dakika olayı olmuş. Aşağıdaki linkte bununla ilgi Ayşe Arman yazısını bulabilirsiniz.
Yani kalbin yeniden çalışması mümkün ancak tıpta buna çok da rastlanmıyor. Çünkü tıp prosedürü 45 dakikadan sonra bir şey yapılmasının gerekmediğini söylüyor. Ancak benim hayatımı kurtaran Bora Ulukapı gibi azimli bir hekimin gayreti sayesinde bunun mümkün olduğunu görüyoruz.
Ancak kalbin çalışmasının çok da süresinin uzamaması gerek, 3 dakika beyne oksijen gitmezse kalıcı hasar ya da beyin ölümü olabiliyormuş. Ben şanslıydım ve bütün imkanların var olduğu bir hastanede bunları yaşadım ve kalbim çalıştırılmaya uğraşılırken oksijen de verilmiş. Bu sayede sizlerle irtibat kurabiliyorum.

Şimdilik bu kadar yazabildim.
Yukarıdaki soruların hepsine yaşamış birisi olarak yanıt vermeye çalışacağım. Tabi ki unutulmamalı ki bunlar sadece benim yaşadıklarım ve kimseyle birebir uyuşmayacaktır. Ancak belki sorularınıza yol gösterici olacaktır.







20 Haziran 2017 Salı

52 dakika kalbim durdu.
Aslında söylemesi kolay 52 dakika demek tam 2 saniye sürüyor ancak telefonunuzdaki kronometreyi 52 dakikaya ayarlarsanız sürenin hem hasta için hem de bir insanı yeniden hayata döndürmeye gayret eden sağlık personeli için ne kadar uzun olduğunu anlayabilirsiniz. Emin olun yazdıklarımı okumak çok daha az zamanınızı alacaktır.

Siyami Ersek hastanesi bilindiği gibi ülkenin en iyi kardiyoloji hastanesi. Size bir soru sormak istiyorum.
Bir kalp krizi geçirmek üzereyken tercih yapma şansınız olsaydı Siyami Ersek'mi yoksa Şile Devlet Hastanesi'ni mi tercih ederdiniz?
Ben de olsam, bir tercih sunulsaydı Siyami Ersek derdim. Ama bana öyle bir seçenek sunulmadı ve ben Şile devlet hastanesine kendim gittim ve Klasik kalp krizi belirtileri ile. Duymuşsunuzdur, kolda uyuşma ve aşırı terleme.
Doktor bana şu anda kalp krizi geçirdiğimi söylediğinde ben İstanbul'a dönmeyi teklif etmişim. Ancak tam doktorla bunu konuşurken yere yığılmışım.
İşte o andan itibaren prosedürlerin değil inanç ve inat etmenin önemi ortaya çıkmış.
Çünkü Prosedüre göre kalp masajı 30-45  dakikadan sonra yapılmıyormuş ve eğer ben Siyami Ersek hastanesinde olsaydım şu anda ölmüştüm. Bunu Siyami Ersek Hastanesini kötülemek amacıyla yazmıyorum. Lütfen yanlış anlaşılmasın bilakis benim Şile'de kalbimin çalışması sağlandıktan sonra geldiğim ve yoğun bakımında tüm gereken müdahalelerin başarıyla yapıldığı hastane orası. ve tüm hekimlerine teşekkür ederim.
Sonrasında ben 25 gün kadar o hastanede yoğun bakımda yatarken ve sonrasında Haliç Hastanesinde yoğun bakımda yatarken ve beni yeniden ayağa diken Or-Ahayim Özel Balat  hastanesinde yaşadıklarım, tüm okuyanlara ilham ve moral olsun istiyorum.
İnanın öyle ışık falan gördüğüm yok.
Biraz terleme ve uyuşma ve sadece kalp krizi öncesindeki 24 saati unutmamın dışında bir şey yok.
Geçirdiğim kalp krizinin sebebi stres ve sigaraymış. Birkaç ay önce yaptırdığım chek-up da hiçbir sorun görünmüyordu oysa. Ama başımıza böyle bir durum geldi maalesef.
Eşim hemen hastaneye yanıma gelmiş ve süreç orada başlamış.
Günlerce, eşim, kızlarım ve kardeşim,  sadece 10 dk görebilmek için hastanede yatmış kalkmışlar.
Öncesinde bütün vücudum soğutulmuş sonrasında bütün organlarım çeşitli makinelere takılmış ve hiçbir umut olmadığı söylenmiş eşime.
Doktorların hasta yakınlarına söylediği klasik;
-Kendinizi her duruma hazırlayın
-Yaşatmayı sağlasak bile bitkisel hayatta kalır.
şeklindeki sözlerine rağmen eşim de kızlarım da benim için umudunu yitirmemişler. Hastanede görüş süresi olan 10 dakikadan sonra benim yatağımın hizasına denk gelen pencerenin önünde benimle konuşmaya çalışmışlar sürekli.
Ve yoğun bakımdan çıkan cenazeler ve ağlayanların son derece duyarlı hale getirdiğini ama hiçbir zaman umutlarının tükenmediğini bana iyileşince anlattılar.
Doktorların her yoğun bakım çıkışında iyi bir şey söylemesini bekleyerek geçmiş günler.
Nihayet bir gün doktor gelmiş ve;
-Hastanızın kalp ile ilgili bir sıkıntısı kalmadı, burası bir kalp hastanesi ve kalp hastalarına hizmet vermeliyiz. Hastanızı çıkartın.
Bu cevap ile ilgili sinir krizi geçiren eşim başka bir yoğun bakım ünitesi olan hastane aramaya başlamış ve Özel Haliç  Hastanesi yoğun bakım servisine götürmüşler çaresiz.
Orada da 25 30 gün yatırmışlar beni ve ben bu sürecin son iki ya da üç gününü hatırlıyorum.
Asıl sıkıntı buradaymış.
Bir yoğun bakım hastası bilinci açık ya da yarı açık bir şekilde burada yatmamalı. İnanın halüsinasyonlar görüyorsunuz. Hasta bakıcıların sohbetleri canını çok sıkıyor, Hareket kabiliyetiniz hiç yok, Eliniz ayağınız bağlı, sesiniz çıkmıyor, çarşafınızı değiştiren hasta bakıcılar gelsin de sizi bir sarssın diye bekliyorsunuz. Çünkü tek hareket edebildiğiniz durum hastabakıcıların müdahalesi. Sizi bir sağa bir sola çevirdiklerinde kendinizi başkasının zorlamasıyla da olsa hareket etmiş ve özgür hissediyorsunuz. Orada yatarken ara da bir geçen doktor ya da hasta bakıcıların dikkatini çekmeyi başarırsanız size bir laf atıyorlar y da örneğin terlediğinizi görüyorlar. Ben dikkat çekebilme için trakeostomi kanülüne takılı hava hortumunu çıkarmayı öğrenmiştim. O, yoğun bakım doktorlarının ekranında göründüğünden hemen biri gelip takıyordu. Biraz azar işitiyordum ama eğer sıkıntımı fark ederse işime de yarıyordu. Eğer fark etmezlerse bir sıkıntım olduğunu belli edene kadar tekrar tekrar bunu yapıyordum. Evet çok kızıyorlardı ama yoğun bakımda geçirdiğimi hatırladığım son 2-3 günde maalesef başka bir iletişim şeklim yoktu.
Yoğun bakımda yatan ve bilinci açılmaya başlayan hastanın en büyük iki sorunu var birincisi yanı başınızda yatan hastanın ölümü- ki bu aşırı moral bozucu bir durum- ikincisi de eşinizin ya da kızınızın sizi bu halde görmesi. Emin olun yatan kişi için bu çok büyük bir acı. Örneğin ben eşimin beni bu kadar zayıf ve çaresiz görmesinden mutsuz oluyordum.
Oysa sizi seven birinin başucunuzda olması - emin olun-  bir hasta bakıcının ilgilenmesinden çok daha kıymetli. 10 dakika bile olsa iyi geliyor ama sonrasında 23 saat 50 dakika, onun sizi böyle görmesini istemediğinizden bitmiyor.
Halbuki dışarıda bekleyip haber alamayanlara da benim durumum hakkında bilgi götürüyor aslında.
10 dakika sizin için sıkıntılı olabilir ancak dışarıda bekleyen kızlarınız, kardeşiniz ve arkadaşlarınız için ne kadar önemli.
Son iki üç günde gördüğüm rüyalar emin olun çok komikti. Bunları hatırladıkça yazmaya çalışacağım.
Yoğun bakım süresince hastanızın fizik tedavi almasını muhakkak sağlamalısınız. Yoğun bakımdan çıktığımda ayaklarım uzun süre yatmaktan balerin ayağı gibi dimdik kalmıştı. Son bir iki gün nihayet fizik tedavi uzmanı geldi ama bir işe yaramadı.
Sonrasında beni yoğun bakımdan çıkarıp önce emar vs derken bir ambulansa koyup Bahçelievler Fizik tedavi hastanesine götürdüler. İnanın hayatımın en sıkıntılı yolculuğuydu. Zaten ambulans şoförü yolları bilmiyordu ve Alibeyköy’den Bahçelievler’e bir buçuk saat sürdü. İşin en kötüsü sadece sinir bozan siren sesi sanıyordum. Ancak sedye maalesef arka kapıya kadar dayanmıştı ve ayağım arka kapıya dokunuyordu. Ve canım acıyordu. Ancak yanımdaki hasta bakıcı bunu fark etmediğinden ben o kadar yolu bu şekilde bitirmek zorunda kaldım.
Hastane beni trakeostomili hasta olduğum için kabul etmedi. Ve bir buçuk saat yine aynı sedyede bağlı bir vaziyette yattım. Sonra beni aynı hastaneye geri götürdüler ve orada büyük şok.
Oda yok.
Acil serviste bir yatakta yatıyorum. Eşim sinir krizleri geçiriyor.
 Başka bir hastanede yer bulundu. Ki iyi ki bulundu, çünkü beni iyileştiren hastane orasıdır.
Sonrasın iyi bir özel oda ve iyileşme süreci başladı.
Önce doktorum “geldi ve bu hasta iyi olur” dedi. Bilincim açıldığı için olan biteni duyuyordum ama konuşma yeteneğimi yitirdiğim için cevap veremiyordum. Çok zor bir süreç.
Başka bir doktor geldi ve trakeostomiyi çıkardı. Artık yemek yiyecektim sanki. Ama ben öyle sanıyormuşum. Elimi kolumu kıpırdatamıyorum, su içmeyi bile unutmuşum.
Birkaç gün ilaç tedavisi sonrasında sol kolun hareket etmeye başladı ancak sağ kolum geçirdiğim felçten dolayı kıpırdamıyor. Sol elimle sağ kolumun yerini değiştirebiliyorum sadece.
Beslenmem ve su içmem bile eşimin çay kaşığıyla yedirmesi sayesinde oluyordu. Artık bir üzgünlük hali gelmişti bana. Düşünsenize yaşamı çok seven ben, Artık kendimi aciz hissediyordum. Bu da çok zordu ve psikolojimi yıpratmaya başlamıştı. Durumu eşimin gayretiyle ve inancıyla atlatabiliyordum sadece.
Bir süre sonra fizyoterapistim geldi ve beni oturtmayı denedi. Bu çok zor bir durum. Bırakın her şeyi oturmayı bile unutmuştum. Oturmak acı veriyordu. Uzun bir fizyoterapi, germe, çekme, bükme ve atel takma sürecinden sonra artık oturabiliyordum. Hasta bakıcıların yardımıyla tekerlekli bir koltuğa oturtuldum ve ilk defa bahçeye çıkarıldım. Asansörde aynayı ilk defa gördüm ve moralim çok bozuldu. Kendimi hastalandıktan birkaç ay sonra ilk defa görüyordum, hem de bu halde.
Bu arada  konuşmayı hala beceremesem de eşimin hazırladı bir A4 kağıdından alfabe vardı ve oradan kısa mesajlar iletebilmiş olmuştum. Örneğin camın açılmasını istiyorsam sırasıyla C-A-M harflerine dokunuyordum ve mesajım iletiliyordu. Bu genelde yastık, kapı ya da uyumak için geçerli birkaç şeyden ibaretti. Sonrasında ilk defa ses çıkarmaya başladım. Önceleri aaa- eee gibi seslerdi. Ama ses çıkarabiliyor olmam konuşabileceğim anlamına geldiğinden çevremdekiler için coşkuyla karşılandı.
Sonrasında oturma ve ayağa kalkma süreci başladı. İlk ayağa kaldırılmaya çalışıldığında hemen  yatağa attım kendimi, çünkü olmamıştı. Ancak eşimin ve fizyoterapistimin desteğiyle birkaç günde aya kalkmayı başardım. Çok acılı bir fizyoterapi sürecinden sonra birkaç hafta sonra hastane koridorunda yürümeye çalışıyordum. Birkaç adım atıp yorulduğum için arkamdan bir tekerlekli sandalye getiriyorlar ve düşme eğilimi gösterdiğimde oturtuyorlardı.
Zor geçen bu hastane süresi bir gün doktorumun onayıyla mutlu sona erdi. Eve çıkabilecektim artık.
Ancak evin merdivenleri çok tehlikeliydi. Her ne kadar yürümeyi başarsam da merdiven inmek tehlikeli bir durumdu. Önce hastane merdivenlerinde deneme yaptık sonra eve gidebilme kararı aldık.
Ben doğru dürüst konuşamadığım halde ve hatta yemek içmeyi bile unuttuğum halde nihayet eve geldik. Özellikle eşim ve kızlarımın desteği ile bir koltuktan bir koltuğa geçebiliyordum ancak. Her sabah saat 7de fizyoterapistim eve geldi ve aylarca evde fizik tedavi uygulandı. Zamanla konuşmam da düzelmeye başladı ve dışarı çıkmayı başardık. İlk önce çay içmeye Karaköy kahvesine gittiğimi hatırlıyorum. Orayı çok severim.
Sonrası her gün iyiye gidiş sürdü.
Şu anda araba kullanabiliyorum. Ofisime gelip işlerimi yapabiliyorum. Konuşmamdaki bazı sıkıntılar ve sağ elimin parmaklarındaki felç sonucu kalan hasar dışında bir sağlık sorunum yok.
Son söz olarak diyeceğim şu ki;
- Hastalarınız sizi yoğun bakımda olsalar bile anlayabiliyor ve tanıyorlar,
- Siz sevginizi onlara gönderin ve onlara hep kendi gücünü ve azmini anlatır ifadeler kurun,
- Hekimler her ne kadar size kötü şeyler söylese de siz her zaman en iyiyi düşünün,
- Hastalarınızın da yoğun bakım sürecinde çok yoğun duygular hissedebildiğini asla unutmayın,
- Hastanıza yoğun bakımda mutlaka fizik tedavi uygulatın.
Herkese sabır, şans ve direnme gücü dilerim.
Gürkan Akman