10 Temmuz 2017 Pazartesi

Yoğun bakımda hipotermi?

Hipotermi?
Yoğun bakımda hipotermi?
Hipotermi, iki duruma deniyor. Bunlardan birisi donma sonucu vücut ısısının düşmesi. Bu doğal bir durum. Çeşitli sebeplerle dağcılar ya da soğuk suya düşenler ve aşırı soğukta kalan canlılarda gerçekleşiyor.
Bunun dışında beyin faaliyetlerinin  durmaması için, yani bayin ölümü ya da hasarı gerçekştirilmemesi içim doktorlar tarafından kontrollü olarak dondurulmasına da kısaca hipotermi deniliyor. Ancak bunun tıptaki adı terapötik hipotermi.
Bunu kalp krizi geçiren hastalara veya çeşitli sebeplerle beyne oksijen gitmemesi durumundaki hastalara uyguluyorlar. Sonuç genelde pozitif oluyor ve bu sayede hasta iyileştiğinde beyin hücreleri ölmediği için her hangi bir eksiklik olmadan veya hafıza kaybı yaşamadan geri geliyor.
Hipotermi durumu bizler için çok acayip gibi görülse de uygulayanlar için çok normal bir durum. Ben iyileşmeye başladıktan sonra tekrar Siyami Ersek Hastanesine gittiğimde, muayene için tesadüfen benim hastaneye götürüldüğümde benim dondurulma işlemimi yapan doktorla tanıştı. Çok normal bir iş yaptığı öz güveninden belliydi. “ Sizi ben dondurmuştum, hatırladım” dediğinde çok şaşırmıştım. Çok kendinden emin doktorumuza buradan selam gönderiyorum.
Bu durumuna ait benzer vakalara ait linkleri aşağıya yerleştirdim. Ve bir tıp dergisinin dosyası da linklerde mevcut. Eğer sıkılmadan okursanız orada bu durum ile ilgili çok detaylı bilgiler var.
Bana ulaşmak isterseniz, hasta yakınlarının ve hastaların neler hissettiği sorarsanız ve biraz morale ihtiyacınız olursa bana mail ile ulaşabilirsiniz.
Bloğumu takip ederseniz sizlere tüm deneyimlerimi paylaşacağım. Ve eğer sosyal medya hesaplarınızda paylaşırsanız pek çok insana moral verebilir.
Herkese acil şifalar. Dilerim.
Gürkan

https://files.acrobat.com/a/preview/f9835371-5c06-4509-afea-ebc81c95b8f9

https://www.slideshare.net/SULEAKIN/teraptik-hipotermi-36500191

7 Temmuz 2017 Cuma

Kalp durması sonucunda bilinç kaybı?

Kalp durması sonucunda bilinç kaybı?

Kalp durduğunda bilinç kaybı olmaz. Bilinç beyinle alakalı bir şey. Kalp tüm vücuda ve beyne kan pompalayan bir organ. Eğer kalp durduğunda beyne oksijen gitmezse beyinde oluşacak hücre ölümleri yüzünden, yani beyinde oluşacak hasar yüzünden bilinç kaybı da tıpkı felç gibi başımıza gelebilir. Ayrıca, unutulmamalıdır ki bilinç kaybı sadece kalp durması yüzünden olmaz. Beyin kanaması, beyin tümörü, havale gibi farklı hastalıklar da bilinç kaybı ya da felce sebep olabilir. Kalp durması neticesinde tüm organlara, ve beyne oksijen gitmez. Bu hücrelerin oksijensiz kalmasına ve hücrelerin hızla etkilenmesine sebep olur.
Bu durum geçici olabileceği gibi, kalıcı sonuçlara da sebep olabilir. Diğer yazılarımda yazmış olduğum gibi, bilincin açılması ile hücreler yenilenmeye başlar ve tedavi mümkün hale gelir. Bilinç kaybı bazen çok uzun sürebilecek ve hatta geri gelmeyecek sorunlara da sebep olabilir.
Eğer hasta olup bitenin farkındaysa ve iyileşmeye azimliyse düzelmesi mümkündür. Ben daha öncesinde de yazdığım gibi, uyandırıldıktan birkaç gün sonra olup bitenin farkına varmıştım. Eşimin ve kızlarımın gayretiyle yaşadığım sıkıntıyı fark etmiştim. Bunun üzerine bilincim açıldıktan bir süre sonra iyileşmeye başlamışım. Tabi ki bilinç kaybından hemen sonra her şey birden iyileşmeyecek. Tüm hastaların ve hasta yakınlarının bunu bilmesi ve davranışlarını ayarlaması gerekiyor.
Hasta yakınlarına söylüyorum;
-Hastanız, tüm alışkanlıklarının dışında bir sinir sahibi olacak,
-Hastanıza, eski günlere hemen dönmesini söylemek doğru olmaz. Çünkü hastanız da beklenmedik bir durumla karşı karşıya.
-Bilinç kaybı doktorların geri getirebileceği bir şey değil. Bunun öyle bir iğneyle falan geri düzelemiyor. Zamanla ancak geri geliyor. ( Benim bir arkadaşım, uyandığında karısına ilk sevgilisin adıyla seslenmiş.)
-Bilinç kaybından dolayı her şey geri gelse bile, bazı zamanlar geri gelemiyor. Ben hasta olduğum günü hiç hatırlayamıyorum. Ve o gün yaptıklarım tamamen kontrolüm dışında şeylermiş. Bunu, hastalandığım günü benimle yaşayanların anlattıklarıyla öğrendim. Bu bende bir gün ama bazı hastalarda kayıp bir zaman dahi olamıyormuş. İnternette yaşadıklarının belirli bir kısmını unutan çok örneği var.
Hastalara söylüyorum;
-Hastalığınızdan dolayı yakınlarınız size daha iyi davranıyorlar. Bu sizi hem şımartmamalı hem de öfkelendirmemeli. Bilin ki onlar sizi çok seviyor, sizin iyiliğiniz için uğraşıyor.
- Her şeyin geri gelmeme ihtimali var. Örneğin ben sağ elimin parmaklarını geri getiremedim. Bu yüzden, çok sevdiğin gitarımı çalamıyorum. Dolma kalemlerimi kullanamıyorum. Bu duruma kendinizi alıştırmanız gerek.
-Hiçbir zaman vaz geçmeyin. Direnmeye devam.

Bana ulaşmak isterseniz, hasta yakınlarının ve hastaların neler hissettiği sorarsanız ve biraz morale ihtiyacınız olursa bana mail ile ulaşabilirsiniz.
Bloğumu takip ederseniz sizlere tüm deneyimlerimi paylaşacağım. Ve eğer sosyal medya hesaplarınızda paylaşırsanız pek çok insana moral verebilir.
Herkese acil şifalar. Dilerim.
Gürkan



4 Temmuz 2017 Salı

Felçli hasta ne zaman yürür?

Sağ taraf felç iyileşir mi?,Felçli hasta ne zaman yürür?
Felç beyindeki hücrelerin işlevsiz kalması ile, yani sonradan oluşan bir durummuş. Durummuş diyorum çünkü ben de hastalandıktan sonra bu durumu araştırdım. İnsan, başına gelmeden hayatta böyle bir durumun olacağını hiç düşünmeden yaşıyormuş.
Beyindeki hücreler ölünce, diğer hücreler ölü hücrelerin etrafını sararak o hücreyi etkisiz hale getirirmiş. Bunun bir diğer anlatım da, ölen hücrenin etrafındaki hücreler toplaşarak bu durumun üstesinden gelmeye çalışıyormuş. Yeniden öğrenerek işlevsiz kalan hücrelerin yerine yepyeni bir süreç başlıyormuş. Örneğin; yürümeyle alakalı hücre felç geçirdiyse ve hasta artık yürüyemiyorsa, o hücrenin yerine geçen yeni hücreler tıpkı bir bebek beyninde olduğu gibi yürümeyi en baştan öğreniyormuş.
Felç iyileştirebilen bir durum. Bunun için iyi bir fizyoterapist, iyi bir plan ve zaman gerekiyor. Ama ön önemlisi hastanın kendi inadı. Önce, hastamız bu durumu kabul etmeli ve iyileşebileceğine inanmalı. Sonrasında zaten her şey öğreniliyor. Bazı şeyler- yutkunmak, duyduklarını algılamak, su içmek, iç organların çalışması- zaten çalışmadan geri gelebiliyor. Eğer geri gelmesi mümkün değilse zaten bazı tıbbi destek üniteleri ile destekleniyor. Ancak hareket etme, konuşma gibi felç varsa bunların tedavisi mümkün. Nöroloğunuzun ve fizik tedavi uzmanınızın desteğiyle bunlar yeniden öğretiliyor.
Bende öyle oldu. Bir taraftan konuşmaya başladım, bir taraftan yürümeye. Tabi ki çok zor ve acı veren bir süreç. Ancak ben hastanın gayreti ile bunların aşılabileceğini gördüm. Bizzat canlı örneğiyim. Bu süreçle ilgili tecrübelerim hakkında bilgi almak isterseniz bana mail atın çekinmeden.
Bana ulaşmak isterseniz, hasta yakınlarının ve hastaların neler hissettiği sorarsanız ve biraz morale ihtiyacınız olursa bana mail ile ulaşabilirsiniz.
Bloğumu takip ederseniz sizlere tüm deneyimlerimi paylaşacağım. Ve eğer sosyal medya hesaplarınızda paylaşırsanız pek çok insana moral verebilir.
Herkese acil şifalar. Dilerim.
Gürkan




30 Haziran 2017 Cuma

Felç iyileşir mi?

Felç iyileşir mi?
Felç, beyine giden kanda bir aksama mey­dana gelmesinden birkaç saniye veya birkaç dakika sonra meydana çıkan birçok bozuklu­ğun yaygın adıdır. Beyne kan gitmemesi durumunda beyin hücrelerinin bir kısmı ölür. Ölen hücrenin hangi fonksiyonu yönettiği bölge ise – örneğin yürüme, konuşma, görme ya da bazı kas hareketleri- etkilenir. Ölen hücrenin etrafındaki hücreler o bölgeyi sararak hemen işlevi yerine getirmek zorundadır, ancak o hücrelerin ölen hücrenin işlevini getirebilmesi için yeniden öğrenmesi gerekir. Bu ancak hastanın iradesi ve bir doktorun yardımıyla olur.
Felç, çok ciddi bir hastalık olup bir hekim tarafından hemen tedavi uygulamaları yapılmalıdır. Felcin çeşidine göre ve doktorunuzun planına göre uygulanacak bir tedavi yöntemi belirlenmeli ve hiç vakit kaybetmeden başlanmalıdır.
Felç tedavisi doğru, inançlı ve programlı uygulanırsa elbette tedavisi mümkün. Ben size burada kendi yaşadıklarımı anlatacağım. Pek çok hastaneden ve hatta internetten küçük bir soruşturma ile herkesin bulması mümkün.
Kalbim durduğunda beyne oksijen ulaşmadığından, bütün organlarım durmuş ve çeşitli destek üniteleri ile desteklenmişti. Sonra teker teker destekten çıkartılarak yeniden çalışmıştı. Bu kısım her yoğun bakımda uygulanan bir durum. Ancak beyin için herhangi bir destek yapılamadığından bunun tek çözümü yeniden öğrenmek. Ve çileli bir durum.
Uyandığımda nefes almayı, su içmeyi unutmuştum. Beynin bazı bölümleri yani yaşamsal işlevleri kendi kendine öğrenirken bazı bölümleri ise çocukluk süresinde itibaren geçilen aşamalar ile öğrenir. Yaşamsal olanlar, kalbin atması, Böbreklerin çalışması, ciğerlerin çalışması gibi yaşamsal fonksiyonlardır. Dediğim gibi bunlar yoğun bakımda desteklenebilecek şeyler. Bunun dışında yürüme, konuşma, ortam algılama, konuşma gibi şeyler çocukluğumuzda itibaren anne babamızın bizlere öğrettiği şeylerdir. Felç geçiren hastanın da yeni doğmuş bir bebek gibi bunları yeniden öğrenmesi gerekmektedir.
Tam da böyle oldu, nefes alma kendi kendine geri gelirken yürüme ancak öğretilince geri geldi. Bir taraftan gördüğüm fizik tedavi süresinde önce kaslarımın normal hale getirildi, sonra yürüme öğretildi. Sağ kolum hiç yoktu adeta. Kolumu kaldıramıyordum ve sol elimle sağ kolumun yerini değiştirebiliyordum ancak. Bir taraftan konuşmayı yeniden öğrendim. Bir taraftan önce oturtuldum. Sonrasında yürümeyi öğrendim. İlk başta ayağa bile kalkamıyordum. Ayağa kalkıp ilk adımı atarken hem korkuyor hem de acı çekiyordum. Zorlu bir fizik tedavi sürecinden sonra yürümeyi başardım. Canım acıya acıya, sağ kolum da kıpırdatıldı. Şimdi yüzebiliyorum bile. Sağ elimin parmaklarında ve konuşmamda hala sorun var .Ama bu bile yetiyor bana. Ve yeniden tedaviye başlıyorum. Tms tedavisini deneyeceğim. Doktorum iyi gelebileceğini ve konuşmamdaki aksaklığın ve sağ elimdeki sıkıntının giderileceğini söylüyor. Zorlu bir süreç yeniden başlıyor sanırım.
Ben tüm hastaların kendine inanması gerektiğini ve dirençli olması gerektiğini düşünüyorum. Yani hasta, önce iyi olacağına inanmalı.
Bana ulaşmak isterseniz, hasta yakınlarının ve hastaların neler hissettiği sorarsanız ve biraz morale ihtiyacınız olursa bana mail ile ulaşabilirsiniz.
Bloğumu takip ederseniz sizlere tüm deneyimlerimi paylaşacağım. Ve eğer sosyal medya hesaplarınızda paylaşırsanız pek çok insana moral verebilir.
Herkese acil şifalar. Dilerim.
Gürkan






29 Haziran 2017 Perşembe

Trakeostomi ne zaman çıkartılır?


Trakeostomi ne zaman çıkartılır?

Elbette doktorların uygun gördüğü zaman.
Trakeostomi işlemi acil durumlarda, nefes yolları aniden tıkandığında, yüzünüz veya boynunuzda travmatik yaralanmalar meydana geldiğinde başvurulan nadir bir uygulamadır. Çoğu durumda sağlık durumunuzun uzun bir süre boyunca solunum makinesi (vantilatör) kullanılmasını gerektirdiği durumlarda trakeostomi işlemi zorunlu olarak uygulanmaktadır. Trakeostomi işlemleri hasta kendi kendine nefes almaya başladığı zaman sonlanır.
Yani doktorunuzun artık nefes alma işlemini kendi kendine başarabileceğinizi hissettiği zaman kanül çıkartılır. Ve hasta bu duruma alıştırılır.
Ben doktorumun bu duruma kara verirken hiç tereddüt etmediğini ve “bu hasta nefes alabilir” dediğini duymuştum.
Öncelerde biraz zor oluyordu. Nede olsa beyin her şeyi unutmuştu. Sonrasında hatırlamaya başlıyor ve bu özellik geri geliyor. İlk başlarda zor gelse de alıştım ve bir süre sonra yaram iyileşmeye başladı.
Yoğun bakımdan çıkıp eve gönderilmeye çalışıldığında – umut kesildiğinde-  eşime gümüş kanül takılması gerektiği ve artık bu şekilde yaşama gerektiği söylenmiş. Ancak götürülmüş olduğum hastanede doktorum buna ihtiyaç olmadığını söylemiş ve onun inancı ve benim direncim sayesinde bundan kurtulmuşum.
Trakeostomi takılı hastalar ve yakınları oldukça zorlanıyorlar. Bunun bakımı çeşitleri ve değiştirilmesi ile ilgili internette çok bilgiye ulaşabilsiniz.
Bana ulaşmak isterseniz, hasta yakınlarının ve hastaların neler hissettiği sorarsanız ve biraz morale ihtiyacınız olursa bana mail ile ulaşabilirsiniz.
Bloğumu takip ederseniz sizlere tüm deneyimlerimi paylaşacağım. Ve eğer sosyal medya hesaplarınızda paylaşırsanız pek çok insana moral verebilir.
Herkese acil şifalar. Dilerim.
Gürkan



28 Haziran 2017 Çarşamba

Yoğun bakımda yatan hasta neden uyutulur?

Yoğun bakımda yatan hasta neden uyutulur?

Unutulmamalıdır ki yoğun bakımın esas amacı hastanın yaşamasını sağlamaktır. Yoğun bakım bir tedavi ünitesi değildir. Hasta yoğun bakımda hayatta tutulmaya çalışılır. Sonrasında yoğun bakım dışına çıkan hastalar, hastalığına göre tedavi edilecekleri bölüme alınırlar.
Yaşamı tehdit altında olan hastalar yoğun bakıma alınır ve bazı hayati organları, (kalp, ciğerler, böbrekler) çeşitli tıbbi destek cihazlar vasıtasıyla desteklenir. Bu organlar yoğun bakım ihtiyacı olmadan da desteklenebilir elbette. Ancak bazen öyle bir hal oluşur ki hasta bu fonksiyonların çalışmaması yüzünden hayati tehlikeye girer. Bu durumda yoğun bakıma ihtiyaç vardır. Şu unutulmamalıdır ki, kalp, ciğerler, böbrekler,  çeşitli yardımcı mekaniklerle desteklenebilir. Ancak şu anki teknolojiyle beyni desteklemeyi başaran bir sistem yok. Beyin desteklenebilir bir organ değil. Yoğun bakım iler yaşamsal destek ünitesidir. En kısa tanımı, yoğun bakımdaki amaç hastayı yaşatmaktır.
Bu aşamada hasta yakınlarının en merak ettiği soru sanırım uyutulmak ne demek.
Sedatize etmek Nedir?
Sedatize etmek, yatıştırmak anlamında kullanılmaktadır. Tıpta sıkça kullanılan kelimelerden biridir. Bir başka anlamıyla yoğun bakımdaki hastanın ilaç ile uyutulması demektir.
Yoğun bakımdaki hastaların bir takım tedavilerinin yapılabilmesi amacıyla, ya da tedavinin bir parçası olarak hasta uyutulur. Bu şekilde yoğun bakımdaki hastalar ortamın dışında tutulur.
Yoğun bakımda hastası olan bir hasta yakını yoğun bir telaş ve endişe içindedir. Yoğun bakımdan dışarı çıkan hekim;
-Hastanızın durumu kötü, her şeye hazırlıklı olun,
-Şuuru kapalı,
-Genel durumu kötü,
-Size kötü bir haber verebiliriz.
der. Bu hasta yakını için son derece istemsiz olsa da doktorların da en kötü duruma hasta yakınını hazır tutmak için söyleyeceği en makul şeydir.
Bu durum hasta yakının bir telaş ve kaygı duymasına sebep olur. Bu telaş zamanla savaş haline gelir. Her şey, dakikaların üst üste eklenmesiyle yıllar geçmiş bir hal alır. Bu çok yoğun bir strese sebep olmakta ve hasta yakınının doktordan gelecek iyi bir söze ihtiyaç duymasına sebep olmaktadır. O anda doktordan hastanın uyandığına dair bir mesaj almak ister hasta yakını. Bu hastanın uyutulması ve uyanması sürecinde büyük bir yanılgıya sebep olur. Doktorun uyutması tedavi süreci gibi algılayacağından, hasta yakını hasta uyandırıldığında hemen her şeyin düzeleceğini düşünür. Doktorun ilacı kestiğini söylemesi hemen şu soruyu sordurur; “ uyandı mı?”
Hekimin uyguladığı ilaç sadece ortam içinde hastayı sakinleştirmek içindir. Bu aşamada hastanın uyutulmasının sebebi beynin bazı ihtiyaçlarını bastırmak ve görevin bu makinelere bırakılmasını sağlamaktır. Yani uyutulan hasta öyle mışıl mışıl uykuya dalmış ve rüya görüyor değildir.
Yani “hastanız uyutuldu” demek. Doktorların “çeşitli sebeple beyin fonksiyonlarını yönetebilmek için beyni kontrol altına alması” demek.
Hastanın uyanması da doktorun ilacı kesmesinden çok sonra olabilir. Doktorun ilacı kesmesinden birkaç gün sonra uyanmışım ben. Yani doktorun uyutması ile hastanın uyanması- yani bilincini toparlaması- aynı şey değil.
Bana ulaşmak isterseniz, hasta yakınlarının ve hastaların neler hissettiği sorarsanız ve biraz morale ihtiyacınız olursa bana mail ile ulaşabilirsiniz.
Bloğumu takip ederseniz sizlere tüm deneyimlerimi paylaşacağım. Ve eğer sosyal medya hesaplarınızda paylaşırsanız pek çok insana moral verebilir.
Herkese acil şifalar. Dilerim.
Gürkan







27 Haziran 2017 Salı

Yoğun bakımda hasta acı çeker mi?

Yoğun bakımda hasta acı çeker mi ?
Eğer beyin tamamen ölmüşse bence acı çekmez. Ancak ben, yani beyni tam hasar almamış ben, kendime geldiğimde acı çekmeye başlamıştım. Bunu hissediyordum.
Fiziksel acı;
Özellikle yatakta oynatılırken, örneğin çarşaflar değiştirilirken sağa sola döndürüldüğümde, başım savrulduğumda oldukça sarsılıyordum. Hasta bakıcıların umursamazlığından mı bilinmez, oldukça sıkıntılıydım. Sonrasında bir rahatlama oluyordu elbette.
Ama şu aspirasyon. Evet o canımı çok acıtıyordu. Bilmem yoğun bakımdaki hasta bakıcıların elinin ağır olmasından bilmem iyileşme sürecimin gerçekleştirdiğim hastanedeki hemşirelerinin elinin hafifliğinden mi bilinmez, Sonrasında ben bu duruma alıştım sanki.
Bir diğer acı da hareketsiz olmanın getirdiği yorgunluk. Evet yanlış yazmadım, yorgunluk. Dümdüz yatan bir hastanın üstündeki örtü bile ağır geliyor. Üstümde bir araba varmış gibi hissediyordum. Ayaklarım yatmaktan dümdüz olduğundan mıdır bilinmez ama yorganımı sürekli atmaya çalışıyormuşum. Bir de sıkı terleme. O benim en büyük derdimdi.
Bir de yatak yaraları var. Bende hiç olmamıştı ama bilinci yarı açık hastaların bundan çok muzdarip olduğunu düşünüyorum. Olsaydı acı çekerdim sanırım.
Psikolojik acı;
Bu bilinci yarı açık olanın çekebileceği en büyük acı. Örneğin ben her gözümü açtığımda yanımdaki yatakta yatan hastanın değiştiğini görüyordum. Bu şu demek, hasta ex. Götürüp yerine yenisini getiriyorlar. Ben yatak çarşaflarını değiştiren hastabakıcılardan duyuyordum. Yanı başınızda yatan hasta siz gözlerinizi kapadığınızda yok. Bu oldukça moral bozucu bir durum. Ve yoğun bakıma gelen bilinci açık diğer hastalar. İki yatak ötenizde yatan hasta ameliyattan yeni çıkmış. Bilinçsizce bağırıyor. Bunun için kimse bir şey yapamaz elbette. Ama bu da sizin moralinizi bozan son derece kötü bir durum.
Ve gelelim başınızda geyik muhabbeti yapan hastabakıcılara. Telefonunda müzik açan mı istersin. Temizlik yaparken şarkı söyleyen mi istersin. Yoğun bakıma yeni hasta getirenlerin içeride gördükleri meslektaşlarıyla şakalaşanlar mı istersin. Orada her şey var. Onlara göre hasta duymuyor ya, rahatlar tabi.
En büyük acım da vermeye çalıştığım mesajların algılanamaması oldu sanırım. Sol elime tutturdukları topu atıyordum bir sıkıntım olduğunda. Baktım farketmiyorlar yine atıyordum. Terliyorum, bakın bana. Ama nafile. En sonunda trakeostomiye takılı olan hava hortumunu çıkarmayı öğrenmiştim. Ekranlarından göründüğü zaman hemen biri geliyor ve fırça atmaya başlıyordu. Takıp giderse yeniden çıkarıyordum. Anlasanıza “ bir derdim var”.
Bana ulaşmak isterseniz, hasta yakınlarının ve hastaların neler hissettiği sorarsanız ve biraz morale ihtiyacınız olursa bana mail ile ulaşabilirsiniz.
Bloğumu takip ederseniz sizlere tüm deneyimlerimi paylaşacağım. Ve eğer sosyal medya hesaplarınızda paylaşırsanız pek çok insana moral verebilir.
Herkese acil şifalar. Dilerim.
Gürkan